Jack Gilbert “Artık ifade edemediğimiz bazı şeyleri ifade edebilecek kayıp sözcükleri hayal ediyorum.” der. Bu söz, insanın iç dünyasında oluşan ama mevcut kelimelerle tam olarak anlatılamayan duygulara, düşüncelere ve deneyimlere işaret eder. Bazen yaşadığımız bir acı, bir sevinç, bir kırılma, bir hatıra ya da çok ince bir duygu tonu vardır; ama zihnimizde ona tam karşılık gelen bir kelime yoktur. Sanki o sözcük zamanla kaybolmuş, dilin kıyısına vurmuş ama kullanılmadığı için unutulmuştur.
İnsan hisseder kelimelere döker. İnsan düşünür düşündüğü şeyleri kelimelerle somutlaştırır, ifade eder. Günümüzde hisler bir volkan gibi kaynarken, insanlar hiç olmadıkları kadar hızlı düşünürken bu hisleri ve hislerden kaynaklanan düşünceleri ifade etmekte oldukça zorlanıyorlar. İnsanlar dillerinin ucuna gelen şeyleri ya yanlış cümlelerle ifade ediyorlar ya da hiç ifade edemiyorlar. Bu da içsel kaosun fitilini ateşliyor, insanın kendini ifade edememesi birçok sorunu da böylelikle açığa çıkarıyor.
Dil sorunu olan insan iletişim kurmakta zorlanıyor. Ne kendini ifade edebiliyor ne de karşısındakini anlayabiliyor. Kendini anlatamayan karşısındakini anlayamayan insan serseri mayın gibi şiddete meyilli bir şekilde ortalıkta dolaşıyor. Karşısına çıkan en basit sorunda bile kaba sözlere hatta şiddete başvuruyor . Çünkü bundan başka çaresi yok. Hep düşünen hep hisseden ama bir türlü bunları ifade edemeyen aklı kıt bir bireyden de başka türlü davranması beklenemez. Ana dilini dahi sadece basit ihtiyaçlarını giderebilecek kadar bilen, sınırlı düzeyde anlayabilen ilkel insanlar toplum için de büyük tehlike arz ederken sayıları oldukça artıyor. Sayılar arttıkça tehlike de büyüyor. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri dolup taşarken yaşadığımız şokların biri bitmeden diğeri başlıyor. En acısı ise bu tip insanlarla karşılaşma riskimizin her geçen zaman artıyor olması.
Adap bilmez, dili kıt, vahşi insanların arasında hasbelkader yaşayan bizler dışarı adımımızı attığımız an tehlikeyle burun buruna kalabileceğimiz gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Anlatsan anlamayan, kendini iki cümle ile anlatamayan şiddete meyilli ara tip insanların gazabına uğramadan evimize dönebildiğimize şükreder durumda evimiz dönüyoruz.
Dilin gücünü, kelime hazinesinin önemini, kendini ifade edebilmenin güzelliğini çevremize, çocuklarımıza anlatmaktan geri durmamalıyız. Sözlük okumanın, sözlüklerde kelimeler arasında sörf yapmanın sosyal medyada sörf yapmaktan daha zevkli olduğunu ispat etmeli ve üllemizde bir sözlük okuma seferberliği başlatmalıyız. Hissettiğini ve düşündüğünü ifade edemeyen insanların sayısı sıfırlanana kadar bu seferberliği devam ettirmeliyiz. Kelimelerin anlamlarıyla kafamızda yer etmesi bu kelimelerin gerektidiği yerde bize yardıma geleceğinin garantisidir. Bu yüzden kelimelerin peşinden koşmak, onları öğrenmek ve konuşmalarımızda kullanmak mecburiyetindeyiz. “Dilimin ucunda ama ifade edemiyorum.” cümlesini tarihe gömene kadar kelimelerin peşini bırakmamalıyız. Kelimeler anlamlarıyla sözlüklerde bizi bekliyor. Ayrıca bu kelimelerin uygulamalı bir şekilde kullanım amacına uygun somutlaşmış şekilleri ise kitaplarda. Kitap okuyup yeni karşılaştığımız kelimelerin anlamlarını da sözlüklerden öğrenebiliriz. Bu döngüyü asla küçümsememeli kitap ve sözlükleri hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz… Unutmayalım anlayarak okumanın ilk şartı okuduğumuz metinlerdeki kelimelerin anlamlarını bilmektir. Kusursuz iletişimin ilk şartı da dilin kurallarını iyi bilmek ve sınırsız keline hazinesine sahip olmaktır. Dilimizin ucuna kadar gelip bir türlü ifade edilemeyen her duygu ve düşünce manen bizi zehirler, maneviyatımıza darbe vurur. Dil hazinemize ait tüm kelimeleri öğrenip yeni kelimeler hayal edebilmek, kayıp kelimelerin izini sürebilmek dileğiyle..



YORUMLAR