İnsan çoğu zaman sınırlarını bildiğini sanır. Yapabileceklerinin, dayanabileceğinin, ulaşabileceğinin sınırlarını… Ama aslında bildiği şey sınır değil, yalnızca bir konfor çemberidir alışkanlıkla, güvenle, korkuyla örülmüş görünmez bir duvar. Bu duvarın ötesini tehlike olarak algılar zihin, çünkü orada belirsizlik vardır. Ve insan, en çok belirsizlikten korkar.
Oysa beynin “dur” dediği yerde, bedenin ve ruhun “daha fazlası” vardır. O “artık yapamam” dediğin an, gerçekte kırılma noktan değil, eşiğindir. Eşikler yıkılmak için vardır; geçilmedikçe insanı küçültür, geçildikçe büyütür. İnsan kendisini geliştirecek gelecekte olumlu yönde yolunu açacak eylemlerden hiçbir nedenle kendisini geri çekmemeli, yapamam kelimesiyle beynini kilitlememelidir.
Zihin, seni koruduğunu söylerken bir yandan da aslında ustaca seni sınırlayan aşılmaz duvarları olan karanlık hapishaneni kurar. “Yeter,” der. “Zaten elinden geleni yaptın.” Oysa bu sesin asıl amacı seni güvenli alanda tutmaktır yani durağanlıkta, yani yerinde saymanın hatta geri gitmenin konforunda. Zihnin yalan söyler, çünkü konforu hakikat sanır. Oysa gerçek büyüme, rahatsızlığın tam ortasında başlar.
Bir koşucunun nefesinin kesildiği, kaslarının titrediği anda durmayıp devam etmesi gibi; bir yazarın cümleleri bitti sandığı noktada kalemi yeniden eline alması gibi; bir insanın “bittim” dediği anda yeniden başlama gücü bulması gibi… Asıl dönüşüm, kırılma noktasından sonrasındadır. Çünkü o noktada artık sadece beden değil, ruh da mücadeleye katılır. Yeni hedefler, başarabilmenin ortaya çıkardığı umut, mücadele, kararlılık, öz saygı gibi olumlu duygular savaşta size en büyük yardımcı kuvvetler olurlar.
Sahte sınırların ardında gerçek potansiyelin saklıdır. Yıllarca “yapamam” dediğin şeylerin çoğu, aslında hiç denemediğin şeylerdir. Zihnin seni korkudan korumaya çalışırken, seni yaşamın kendisinden de korur. Korku, yaşamın doğal parçasıdır; ama korku içinde yaşamak, yaşamın yadsınmasıdır. Yaşam bir mücadele alanıdır, mücadele eden kazanır bu hayatı, mücadele etmekten kaçınanlar ise hiç savaşmadan yenik sayılan ordunun neferlerinden biri olarak bu hayattan yaşarken silinip gider.
Bu yüzden, her “bitti” diyen sesi duyduğunda durma dinle ama hemen inanma; düşün, hisset. Çünkü o ses, gerçekte bitişin değil, başlangıcın habercisi de olabilir eğer düşünüp hissedebilirsen. Yapabileceğini düşündüğünle gerçekten yapabildiğin arasındaki fark, insan olmanın mucizesidir. Bu farkı kapatabildiğin her an, bir sınır değil, bir zincir kırarsın. Belki yapman gereken, başarman gereken her şeyi yapamaz, başaramazsın ama mücadelenin sonun bazen yenik düşsen bile verilen mücadelenin, harcanan emeğin olumlu hazzı hiçbir şey yapmayan baştan yenik insanlara göre çok daha fazladır. Kazancı ise çok daha kârlıdır.
Hayat akışı hep kırılma anlarıyla örülmüş bir ağ gibidir. Kırılma noktasına ulaştığını düşündüğünde, bil ki yalnızca tekrar bir yüzeye noktasına geldin. Bu nokta bir son değil, yeniden derinlere dalışın kapısıdır. Ve o derinlikte seni bekleyen şey ne acı ne yorgunluk ne korkudur sadece kendinle ilk kez gerçekten karşılaşma anıdır. Gerçek yaşam, o anlarda başlar ve o karar anlarıyla devam eder. Her başarı okyanusun dibine doğru atılmış güçlü bir kulaçtır. Bazen nefesimiz tükenir ama problemlere olumlu yaklaşan insan tekrar yüzeye çıkar nefesini alır ve yine hedefe doğru kulaç atmaya devam eder. Günün sonunda rahatını düşünen zihnin aksine başarmanın verdiği mutlulukla beynin de sınırlarını genişletmiş başarılı, mutlu bir beşer olarak hayatına yeni hedeflerle devam eder. İnsan olarak her zaman kırılma noktalarının ötesini hedef olarak seçmeli o noktanın gerisinde kalmamak için çabalamaya devam etmeliyiz.



YORUMLAR