Karadeniz’in o çarpıcı yeşiline gömülmüş, sisin içinden zaman zaman belirip kaybolan ahşap evlerin ve sonsuzmuş gibi görünen orman yollarının ötesinde; yolu bilenlerin bildiği, bilenin de dillendirmekten çekindiği bir yer vardır: Çalçami̇li̇ Tabiat Parkı. Burası yalnızca bir doğa parçası değil; insanların göçebe geçmişinden, doğayla uyum içindeki yaşamından izler taşıyan, nefes alan, yaşayan bir tabiat sahnesidir. Trabzon’un Düzköy ilçesi sınırları içindeki bu park, Karadeniz’in ruhunu arayanların nihayetinde vardığı bir son duraktır.
Çalçami̇li̇’ye yaklaşırken önce asfalt yollar biter, sonra dar patikalara benzeyen köy yolları başlar. Yolun iki yanında kayın ağaçlarının gövdeleri yükselir. Aralarından sızan ışık ve köklerin arasından akan küçük dereciklerin sesi, şehrin bütün gürültüsünü silip yerine doğanın ritmini koyar. Kuşlar ötüşür, rüzgâr yaprakların arasından geçerken bir şey fısıldar insana: “Yavaşla. Dinle. Unutma.” Tabiat parkının sınırına ulaştığınızda bir tabelayla karşılaşırsınız ama bu tabeladan çok, havanın değişimi haber verir size burada başka bir dünyanın başladığını. İnsanın ciğerlerine dolan hava artık daha serin, daha yoğun ve daha temizdir. Ağaçların yaprakları daha canlı, toprağın kokusu daha keskindir. Her adımda, ayaklarınızın altındaki zeminin yaşadığını hissedersiniz.Parkın içerisindeki orman yapısı, Karadeniz Bölgesi’nin nadir görülen doğal yaşlı ormanlarından biridir. Ağırlıklı olarak ladin, kayın, gürgen ve meşe ağaçlarıyla kaplıdır. Aralarına karışmış orman gülleri, yaban mersinleri ve ilkbaharda açan endemik mavi kantaron çiçekleri, buraya adeta gizli bir botanik bahçesi havası katar. Yüksek nemin desteklediği yosunlar, ağaç gövdelerine sıkıca sarılmıştır. Bu yüzden burası, yalnızca yürüyen değil, gözlemleyen ve hayran kalanlar için de bir mabettir.
Yürüyüş parkurları yer yer düz, yer yer sarp kayalıklardan geçer. Yağmurdan sonra toprak yumuşar, ayaklarınız hafifçe içine gömülür. O anlarda doğayla aranızda hiçbir aracılık kalmaz; yalnızca siz ve toprak vardır. Çalçamili’de yürümek, insanın iç sesini yeniden duymaya başlaması gibidir. Yol boyunca kulağınıza kuş sesleri, arada bir çalılıklar arasında hışırdayan bir tilkinin adımları veya bir karacanın sıçrayarak uzaklaşması karışır. Bu bölge, birçok memeli ve kuş türüne ev sahipliği yapar. Özellikle karaca, yaban kedisi, sansar, ağaç sincabı, puhu kuşu, atmaca, çulluk ve alaca baykuş gibi türlerle karşılaşmak mümkündür. Gece kamp yapıyorsanız, sessizliğin içinde bir baykuşun kanat sesini duyabilir, sabahları ise sincapların çadırınızın çevresinde zıplayarak uyanmanızı hızlandırdığını görebilirsiniz. Burası kampçılar için adeta bir cennet. Parkta belirli kamp alanları mevcut olmakla birlikte, doğayla daha iç içe olmak isteyenler için serbest kamp yapmaya da olanak tanınıyor. Ormanın iç kesimlerinde düz açıklıklar, dere kenarlarında suya yakın doğal çadır alanları bulmak mümkün. Ancak doğanın dengesine zarar vermemek şartıyla… Kamp yaparken “ben geldim” izini değil, “ben geçtim ama dokunmadım” izini bırakmak gerek burada. Geceleri kamp ateşi başında, yukarıda yıldızları seyrederken bir yandan yöreden gelen yaşlı bir çobanın anlattığı hikâyeleri dinlemek mümkündür. Bölgede hâlâ yaylacılık kültürü yaşatılmaktadır. Yaz aylarında, çevre köylerden gelen aileler hayvanlarını otlatmak, yayla evlerinde kalmak ve doğanın ritmine yeniden uyum sağlamak için buraya çıkar. Bu insanların yaşamı, teknolojiyle değil, gökyüzüyle, toprakla, zamanla ölçülür. Süt sağma saatleri, yağmur bulutunun ne zaman toplanacağına göre ayarlanır. Ve her yaz sonunda, Karadeniz’in bir başka gizli töreni gibi, yayladan dönüş göçleri başlar. Yöre halkı ayrıca arıcılıkla da ilgilenir. Park çevresindeki arı kovanlarından elde edilen çam ve kestane balları, hem besleyici hem de şifa kaynağıdır. Bölgeyi ziyaret edenler için bu bal, yalnızca bir tat değil; bu toprakların bir özüdür.
Konaklama açısından ise bölge lüks otellerden ziyade yayla evlerine dönüştürülmüş pansiyonlar ve ahşap konaklar ile misafirlerini ağırlar. Bu konaklama alanlarında yöresel yemekler sunulur: mıhlama, kara lahana sarması, kaymaklı mısır ekmeği, turşu kavurma ve bazen sadece bir taze çay… Her biri, sofra değil de sanki hikâye sunar önünüze. Parktan yalnızca bir doğa yürüyüşüyle ayrılmazsınız; zihninizde doğaya dair başka bir farkındalıkla, ruhunuzda dingin bir dengeyle geri dönersiniz. Sessizliğin sesi kulaklarınızda kalır. Gözlerinize dolan yeşilin tonları, belki haftalarca peşinizi bırakmaz.
Trabzon’un turistik merkezleri, kalabalık sokaklar ve simitçilerin çığlıkları arasında kendine bir rota arayan gezginler için Çalçamili Tabiat Parkı, hâlâ keşfedilmemiş bir cevherdir. Ulaşılması kolay ama fark edilmesi zor olan bu doğa parçası, aslında bize şu soruyu sordurur: “Ne zaman doğayla yeniden tanışacağız?” Eğer bu yazı gözünüzde bir patika canlandırdıysa, sırt çantanızı hazırlayın. Çünkü Çalçamili, sizin ayak sesinizi bekliyor olabilir…



YORUMLAR