Huzur… İnsan bu kelimeyi duyduğunda bile içinde ince bir sessizlik kıpırdanır. Belki bir sabah pencereden süzülen ilk ışık gibi, belki bir yaz akşamı denizden esen rüzgâr gibi… Ama huzur sadece sakin bir an değildir; o, insanın iç dünyasında inşa ettiği en sağlam evdir. Ne yazık ki çoğumuz, bu evi başkalarının ellerine teslim etmeye meyilliyiz.
Bazen farkında olmadan olur bu. Çok sevdiğimiz birinin sözü, kırıcı bir bakışı ya da küçücük bir şüphe, evin duvarlarında ince çatlaklar açar. İçeriye rüzgâr sızar, eşyalar devrilir, duvarlardaki resimler yere düşer. Ve biz, “önemli değil” diyerek kırıkları süpürürüz; oysa her süpürüşte biraz daha eksiliriz.
Huzur, aslında korunmayı bilen için sadık bir limandır. Dışarıda fırtınalar kopar, dalgalar köpürür, gökyüzü griye bürünür; ama sen o limanda güvenle uyursun. Yeter ki kapılarını kapalı tutmasını bil. Bir gün o kapıları ihmal edersen, fırtına içeri doluverir. Pusulan şaşar, gemin başıboş bir sal gibi savrulur.
İnsan, huzurunu kaybettiğinde önce zihnini kaybeder. Düşünceler bulanık bir suya atılmış taşlar gibi birbirine çarpar, netlik yok olur. Sonra odak kaybolur; yapmak istediğin şeyler yarıda kalır, planların bozulur. En sonunda içindeki ateş söner. O ateş ki seni sabah uyandıran, hayata bağlayan, “devam et” diyen sessiz kuvvet… O gittikten sonra beden hâlâ buradadır, ama ruh başka bir diyara çekilmiş gibidir.
Bu yüzden, kim olursa olsun—ister kanın, ister canın—akıl sağlığının eşiğini geçmesine izin verme. İnsanların sevgisiyle huzurun arasında bir denge kur. Çünkü bazı sevgiler, yanlış taşındığında bir yükten farksızdır.
Huzuru korumak, dışarıdan bakıldığında sessiz afaki bir çaba gibi görünür. Kimse fark etmez, alkışlamaz. Ama bu, bir ömür boyu süren en büyük savaştır. Bu savaşın kazananı, meydanlarda zafer naraları atan değil; fırtına dindiğinde hâlâ kendi evinde, kendi sandalyesinde oturabilendir.
Huzur, gökyüzünün en berrak mavisidir. Onu bulutlar kapattığında, bütün manzara grileşir. Ama bulutların geçici olduğunu bilen, sabırla bekler. Çünkü bilir ki huzur, gitmiş gibi görünse de aslında hiçbir yere gitmemiştir; sadece kendini yeniden bulmanı bekliyordur.
Ve belki de en önemlisi şudur: Huzuru korumak, onu saklamak değil; onu anlamaktır. Anladığın şeyin kıymetini zaten korursun. Onu, elinde tuttuğun son kandil gibi taşırsın; rüzgârdan gövdenle, yağmurdan ellerinle korursun. Çünkü bilirsin ki o ışık sönerse, geriye sadece karanlık kalır.



YORUMLAR