Eski dünyaya açılan geçitler var. Eski dünya artık olmasa da yankısı hissediliyor. Filmin girizgahında böyle bir cümlenin geçiyor olması daha çok fantastik bir hikaye izleyeceğimiz izlenimi verse de, film tam anlamıyla gerçeklik üzerine bir yapım.
Film, büyükçe bir tomruğun yere düşmesiyle başlar. Ana karakterimiz Robert Granier olan yaklaşık 6-7 yaşlarında yetim olarak kalan bir çocuktur. Anımsadıkça anıları da gözünün önüne gelmektedir de. Seneler geçmiş genç bir adam olmuştur. Bir süre sonra Gladys ile tanışır. Kilisede karşılaşmalarıyla kısa zaman sonra birbirlerine çok alışırlar. Bir süre sonrada evlenmeye karar verirler. Robert bir odun kırma işleri yapan bir işçidir. Gündelik işçi olan Robert Grainier , Amerika genelinde demir yolunun genişletilmesinde yardımcı olmak için oduncu olarak çalışır. Robert’in bir de Kate adında bir de kızı olmuştur. Bu iş için karısı Gladys ve kızını uzun süreli bırakmak ve onlardan ayrı kalmak zorundadır. Grainier ise değişen dünya da kendine yer bulmaya da çalışmaktadır. Tomruk mevsimi geldiğinde yola düşme vaktinin geldiğinin habercisidir.
Train Dreams Denis Jonson’un aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmen Clint Bentley, senarist Grey Kwedar’dır. Oyuncuları ise, Robert Grainier rolünde Joel Edgerton, Gladys rolünde Felicity Jones’u, Claire rolündeyse Kerry Condon yer alıyor. Tren Düşleri sessiz , lirik bir anlatımın karakter üzerinden anlatıldığı etkileyici bir dram filmidir. 1 saat 43 dakika süren film ABD yapımıdır. Gösterime girdiği tarihi 2025 senesidir.
Grainier buradaki arkadaşlarını geçici de olsa ailesi olarak görmektedir. Hatta öyle ki, bir iş arkadaşının gözlerinin önünde öldürülmesine şahit olması onu derinden yaralar. Bu ölüm onda derin bir iz bırakır. Sonraki yaşantısında Çinli işçinin yüzü gözlerinin önünden gitmez. Filmde doğa da sanki bir ana karakter gibi karşımıza çıkmaktadır. Günbatımı manzaraları, geniş orman kompozisyonları ile de filmde doğa etkileyici görsellerle yer almaktadır.
Yine bir iş bitimi sonrasında Grainier, arkadaşı Arns’a: yaptığımız kötülükler bizi takip eder mi der, bu soruya yanıt ise Arns’ın: “Bilmiyorum, kötülerin yükseldiğini, iyilerin diz çöktüğünü gördüm” cümlesi doğaya yaptıkları tahribatın büyüklüğünü anlatır biçimdedir.
Gün doğumundan akşama kadar olan bir çalışma temposunda işlerini yapmaktadırlar. Ekipler her işte ormanın daha çok derinliklerine doğru ilerlemektedirler. Bir oduncu olarak da kesilen kütüklerin nereye düşeceklerini de bilmektedirler. Ama yüzüncü de bilmeyebilirler ve bunun sonucu da ağır olabilmektedir. Öyle ki ilerleyen günlerde yaşayacakları bir olay bunun ne derece önemli olacağını da gösterecektir onlara.
Hikaye şiirsel ve dramatik bir dille anlatılmaktadır ama trajediye kaçmadan olaylar dramatize edilmeden öyküyü dile getirmektedir.
Bir iş zamanı bitiminde ve ateş etrafında toplandıkları sırada orada felsefe yapmayı seven arkadaşları Arns şöyle söyler: “ bu iş zordur beyler, hem bedene , hem ruha ağır gelir.500 yıllık ağaçları kesiyoruz. İster inan, ister inanma bu ruhu yaralar. Bu dünya ince ince işlenmiş bir bütündür. Attığımız her bir adımın neyi bozduğunu, neyi etkilediğini bilmiyoruz. Biz de bu dünyada çocuğuz. Dönme dolabın cıvatalarını söktük diye kendimizi tanrı sanıyoruz” ateş başında yaptıkları bu sohbetin sabahına geçerler. Arns , bir kütüğün altında kalır. Tomruğun üzerine düşmesiyle bir süre sonrasında da adını bile hatırlayamaz hale gelir. Ve geçen süre sonunda da Arns aralarından ebediyete kadar ayrılır. Arns’ın ölümü Grainier’in içine de bir korku düşürür. Sanki içinde bir ceza saklı gibidir.
Tren yolculuğunda ailesinin yanına giderken yoğun kül bulutu görür. Yangının olduğu yere gittiğindeyse ailesinin bulunduğu ev çoktan küle dönmüştür. Onları da kurtaramamıştır. Fakat içinde hep bir umut taşımaktadır, kızı ve karısını bulacağına dair olan.
Filmde dialoglara az yer verildiğini görüyoruz. Bu durumda da hikayenin akışını yakalayabilmek için Robert’in mimik ve yüz ifadelerine odaklanmamızı sağlıyor. Film de ayrıca göçmen işçilere, ırkçılık ve sınıfsal eşitsizliğe değinildiğini de görüyoruz.
Robert, yük taşıma işine başlamıştır. Bu iş ise onu komşularına yakınlaştırmıştır. Yalnızlığı ise gün geçtikçe daha da artmaktadır. Yine bir yük taşıma sırasında ormanda at arabasıyla ilerlerken Claire adında bir kadınla karşılaşır. Arabasına alır . sohbetlerinde Claire’in Cihan harbinde hemşire olduğunu sonrasında yeni kurulan ABD’de orman hizmetinde çalıştığını öğrenir. Görevi kesimleri düzenlemek, yangınları önlemektir.
Grainier, hayallerinde kızı ve karısını görerek uyanmaktadır. Evinin yakınında bir kız çocuğu görür ya da gördüğünü sanır. Onu evine alır. Yarasını iyileştirir fakat ertesi günü kızı yerinde bulamaz. Günlerce bekler, bir gün gelir ümidiyle ama o gün hiç gelmez.
İlerleyen yaşlarında şehrin sokaklarında kendini amaçsızca dolanırken bulur. Sanki bir şeylerini kaybetmiş gibidir. Üzerinden 10yıl geçmiştir. 10 yılın sonunda aynaya bakar ama seneler ona acımasız davranmıştır. Yılların kendinde bıraktığı acı izleri de görmüş olur. Hayatın şimdi anlamlanmaya başladığını ve senelerin parmaklarının arasından kayıp gittiğini fark etmiştir. 1968 Kasım’ında hayatı sessiz bir şekilde sona ulaşır. Miras bırakacağı kimsesi de yoktur.
Hikaye yalın anlatımıyla ve sade ve kısa dialoglarıyla yormayan bir tempoya sahiptir. Seyri keyifli sakin bir üslubu olan filmdir. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler…



YORUMLAR