Bir zamanlar babası itfaiyede çalışan bir adamla tanıştım bugün. Ve bu adam, babası gibi itfaiyede çalışan biri olmamasına rağmen itfaiye çalışanlarına gönül vermiş biri.
Daha önce itfaiye çalışanlarını ve yaptıkları işleri böyle gözleri parlayarak anlatan birine rastlamadım. Anlatırken sesi değişiyordu; kelimeleri hızlanıyor, cümleleri heyecanla birbirine dolanıyordu. Sanki anlatmıyor da yaşıyordu. Ve bu beni hem şaşırttı hem de onun itfaiye işlerine duyduğu gönülden bağlılık beni de mutlu etti.
İnsan bazen hiç tanımadığı bir hayatın içinde, kendine dair bir şeyler bulabiliyor.
Babası artık aktif olarak görevde değilmiş. Üniforması dolapta asılı duruyormuş. Kaskı bir rafta. Ama o üniformanın, o kaskın taşıdığı anlam, oğlunun kalbinde hâlâ görev başındaydı. Babasının anlattığı hikâyelerle büyümüş. Alevlerin içinden çıkarılan bir çocuk, dumandan kurtarılan bir yaşlı, sabaha karşı sönen bir yangın… Hepsi onun zihninde bir meslekten çok daha fazlasına dönüşmüş.
“Bazı insanlar mesleğini yapar,” dedi bana, “Bazıları da bir mesleğin neden var olduğunu yaşar.”
O an durdum.
Çünkü çok doğruydu.
İtfaiyeci değildi ama itfaiyeciliğin ruhunu taşıyordu. Hayatın tam ortasında, görünmeden duran bir fedakârlığın farkındaydı. Belki de bu yüzden gözleri parlıyordu. Çünkü insan, anlamını bildiği şeylerden bahsederken gözleri parlar.
İlhamın nereden geleceği belli olmuyor.
Bazen bir kitapta değil, bir sohbetin ortasında yakalıyor insan ilhamı. Bazen büyük bir sahnede değil, küçük bir cümlenin içinde saklanıyor. Bazen de hiç planlamadığın bir karşılaşmada, kalbine dokunup geçiyor.
O halde yazmak gerekli diye düşünüyorum.
Çünkü ilham akıyor. Ve akıyorken tutmak, yakalamak gerek.
Bir zamanlar küçük bir kasabada yaşayan yaşlı bir saat ustası vardı. Kimse artık ondan saat almıyordu. Herkes dijital saatler kullanıyordu. Ama o her sabah dükkânını açıyor, camı siliyor, masasına oturuyordu. Bir gün biri sormuştu:
“Artık kimse mekanik saat kullanmıyor, neden hâlâ buradasın?”
Saat ustası gülümsemişti:
“Ben saat satmıyorum,” demişti. “Zamanın kıymetini hatırlatıyorum.”
Bazı insanlar işini bırakır ama anlamını bırakmaz.
Bazı insanlar yol değiştirir ama yönünü kaybetmez.
Bugün tanıştığım adam da öyleydi. Babasının mesleğini seçmemişti ama babasının değerlerini seçmişti. Cesareti, fedakârlığı, başkası için kendini riske atabilmeyi… Bunlar bir üniformaya bağlı değildi. Bunlar kalple ilgiliydi.
Ve kalpten gelen şeyler bulaşıcıdır.
Onun heyecanı bana da geçti. İtfaiyecilere bir anda bakışım değişti. Daha önce gördüğüm bir aracı, şu an başka bir gözle görmeye başladım. Ardından bir yangın haberi karşıma çıktı ve o haberi okurken artık sadece haber okumuyordum; o haberin arkasındaki insanları da düşünüyordum.
İşte ilham böyle bir şey.
Hayatı biraz daha derin görmek.
Şunu fark ettim: Biz çoğu zaman “ne yaptığımıza” odaklanıyoruz.
Ama “neden yaptığımızı” unutuyoruz.
Oysa insanı diri tutan, yaptığı iş değil; o işe yüklediği anlamdır.
• Bir öğretmeni özel yapan ders anlatması değildir.
• Bir doktoru unutulmaz yapan reçetesi değildir.
• Bir itfaiyeciyi kahraman yapan sadece yangına girmesi değildir.
Onları farklı kılan şey, yaptıkları işin arkasındaki niyettir.
Ve bu niyet bazen nesilden nesile sessizce aktarılır. Bir baba anlatır, bir çocuk dinler. Bir çocuk büyür ama o hikâyeler onunla büyür.
Bugün tanıştığım adam bana şunu düşündürdü:
Belki de herkes, yaptığı işi sevmek zorunda değildir. Ama herkes, bir şeye gönül verebilir.
Ve bana bugünkü öğreti şu oldu: Gönül verilen şey, insanı dönüştürür.
Esra Kapılı



Mükemmel kaleme almışsınız emeğinize yüreğinize sağlık. Tebrikler