Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ESRA KAPILI

Gün Gelir Dalga Bile Seninle Dalga Geçer

Bugün sizlere bir hikaye ile geldim. Eğer sonuna kadar okuyacak olursanız, güzel bir ders niteliğinde olduğunu düşüneceğinize inanıyorum. Çünkü bu hikayeyi, bizzat bir arkadaşımın konuşmaları, sözleri ve yaşadıklarından esinlenerek yazdım.

Adam, o gün de her zamanki gibi bir bilgelik dersi vermeye hevesliydi. Konuşuyordu. Karşısındaki gence, avuç içindeki minik bir taş parçasını gösterdi: “Hayat, bu taş gibidir. Eğer sert değilsen, ezilirsin, ufalanırsın.” Genç başını salladı, adamın anlattığına hak veriyor gibiydi. Adam devam etti: “Bak, sen daha bir hiçsin. Hayat seni yutmadan önce kendine gel, güçlü ol, yoksa gün gelir dalga bile seninle dalga geçer.” Genç, bu egolu adamı saygıyla, sessizce dinliyordu.

Oysa ki; bu sözler, adamın ağzından dökülen bir bilgelik cümlesi değil, kendi kibrinin, kendi egolarının bir yansımasıydı. O, hayatı bir savaş alanı olarak görüyor, her an birilerini yenmek, onlardan üstün olduğunu kanıtlamak için yaşıyordu. Kendisini okyanusun en büyük, en güçlü dalgası sanıyordu. Herkesi küçümsemek, hatalarını yüzlerine vurmak, onları kendi yanlışlarıyla ezmek, onun için bir tür zevk haline gelmişti. Karşısındaki genci “bir hiç” olarak görmesi, onun ezbere bildiği önyargılardan sadece biriydi. İnsanlara bakış açısı, onların geçmişleri, yaşadıkları zorluklar ya da potansiyelleriyle ilgili değildi; tamamen kendi “üstün” algısına dayanıyordu.

Adamın bu tutumu, onu yavaş yavaş yalnızlaştırıyordu. Etrafındaki insanlar, onun sertliğinden ve acımasızlığından kaçıyordu. En yakınları bile onunla konuşmaktan çekinir olmuştu. Çünkü biliyorlardı ki, her konuşma bir yargılamayla bitecek, her fikir bir bahaneyle çürütülecekti. Bir gün, yıllardır birlikte çalıştığı bir arkadaşı, onun bu tutumunun ne kadar yıkıcı olduğunu dile getirmeye cesaret etti. “Şu an içinde bulunduğun bu kibir ve ego, seni kör ediyor,” dedi. “İnsanları dinlemiyor, kendi hatalarını görmüyorsun.” Adamın yüzü anında değişti. Savunmaya geçti. “Ben mi? Hata mı? Sadece doğruları söylüyorum. Hayatın gerçekleri acıdır. Sen bunu kaldıramıyorsun. Zaten sen hep böyleydin. Bahaneler bulup duruyorsun.” O an, adamın kendi içindeki karanlığı başkasına yansıttığı bir kez daha ortaya çıkmıştı.

İnsan, kendini görmek istemediği zaman başkasını yargılar. Kendi hatalarını, eksikliklerini örtmek için başkasını suçlar. Bu, ego ve kibirle beslenen bir mekanizmadır. O adam, hayatı boyunca kendi yarattığı bir illüzyonun içinde yaşamıştı. Kendisi dışında herkesi hatalı, zayıf ve yetersiz görüyordu. Oysa, kendi önyargılarının ve bahanelerinin yarattığı duvarların içinde sıkışıp kalmıştı. Ne kadar çok “bilgece” laf ederse etsin, ne kadar çok insanı aşağılarsa aşağılasın, içindeki boşluğu dolduramıyordu.

Zaman su gibi akıp geçti ve bir gün hayat, ona o gün gence söylediği sözün anlamını öğretmek için kapısını çaldı. İşler ters gitmeye başladı. Bir zamanlar “hiç” olarak gördüğü o genç, azmi, dürüstlüğü ve esnekliği sayesinde başarı basamaklarını tırmanmış, saygın bir konuma gelmişti. Yüksekten bakan adam, artık o kadar yüksekte değildi. Her şeyini kaybetmeye başlamıştı. Ne zaman bir dostundan yardım istese, bir zamanlar onlara attığı kibirli laflar birer tokat gibi yüzüne çarpıyordu. Okyanusun dev dalgası olduğunu sanan adam, şimdi denizin kıyısında, küçük bir kum tanesi olmuştu.

İşte o an, gün gelir dalga bile seninle dalga geçer sözünün gerçek anlamını acı bir şekilde öğrendi. O dalga, artık küçümsediği insanlar, onlara söylediği acı sözler ve kendi hatalarından oluşan bir okyanustu. O dalga, kendisine ders vermek için gelmişti. Ancak bu sefer kaçacak bir yer, sığınacak bir bahane bulamadı. Çünkü bu dalga, kendi elleriyle yarattığı bir cehennemdi. Kendi sözlerinin, kendi kibrinin ve kendi önyargılarının bir yansımasıydı.

Bu hikaye, herkese bir ders niteliğindedir. Hayat, kimseyi üstün ya da aşağı görmez. Bize sadece hak ettiğimizi verir.

Kendini bir dağ gibi görenler, rüzgarın önünde ufalanmaya mahkûmdur. Oysa hayatın dalgaları, bize başkalarına üstün gelmeyi değil, onlarla birlikte yüzmeyi öğretir. Kibir, ego, önyargı ve bahaneler, bizi koruyan zırhlar değil, içimizi boşaltan zehirlerdir.

O yüzden, eğer şimdi birilerini küçümsüyorsanız, unutmayın: Okyanusun en büyük dalgası bile bir gün çekilir ve ardında sadece bir kum tanesi kalır. Ve o kum tanesi, bir zamanlar kendisinin ezdiği taş parçası olabilir.

Esra Kapılı

Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER