
Uzun zamandır bu tatla yaşamak durumundayım. Belirsiz bir acı sanki; kapsül kapsül ilaçları benimle yaşamaya devam ediyor.
Bugün kaçıncı gün biliyorum aslında ama bilmemekte işime geliyor; sanki saymazsam, kabullenmezsem her şey daha kolay olacak.
Bu koridorlarda yarına dair planlar yapılamıyor.
Yarının bana ne getireceğini ya da benden ne götüreceğini kestirmek zor. Bir kişinin iki dudağının arasında sıkıştım bu hastane koridorunda.
Nefesimi sayamam; nefeslendiğim zamanları saymazsak.
Lakin kanımın nefesini içten içe söndüren bir illet bu.
İçimin keyfini söndürdüğü gibi ciğerlerimi de söndürüyor.
Hayatımı sessizce askıya almamı bekliyor benden.
İyi de ben böyleyim diye hayat bana durmuyor; akmaya, hızla hızla akmaya devam ediyor.
Kimi zaman uyku ile uyanıklık arasında, kim bilir belki ilaçların bana izin verdiği vakitlerde, anılarım asılı kalıyor göz pınarlarımda.
Beni bu hâle koyan anıları ayıklıyorum.
Geçmiş pişmanlıklarımı, yarım kalmış heveslerimi, güzel günleri, hüzünlü anlarımı… Hepsini karşımdaki sandalyeye koyup teker teker sorguluyorum. Arada gözüm açık kalan pencereye takılıyor.
Kendimi aynada görmeyeli uzun zaman olmuştu.
Penceredeki yansımalarla bugün yeniden tanıştım ama ben bu yeni tanıdığı hiç ama hiç sevmedim.
Elimle pencerenin metal açacağına yapıştım; ya o beni bırakmadı ya da ben onu, bilemiyorum.
Aynadaki yansımamla göz göze geldim bir an.
“Daha yapacak çok şeyimiz var,” dedi bana; ben duydum mu bilemiyorum.
Bak işte…
O acımsı, acımasız tat yine geldi ağzıma.



YORUMLAR