Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ESRA T.

Modernizmin “Fısss” Sesi: Play Time

Jacques Tati’nin 1967 tarihli başyapıtı Playtime (Oyun Vakti), modernizmin sivri köşeleriyle dolu şehir yaşamına karşı yapılmış zekice bir eleştiridir. Film, ana karakter Mösyö Hulot’nun geleneksel ve sade yaşam anlayışıyla; teknolojik olarak gelişmiş ama ruhsuz bir Paris’te kayboluşunu anlatır. Karşısında ise Paris’e yeni gelen turistler vardır: Kenti yaşamak için değil, sadece görmek ve tüketmek için gelen gezginler…

​Küçük bir not eklemek gerekirse; Playtime, aslında Tati’nin Bay Hulot’nun Tatili ve Amcam (Mon Oncle) ile başlayan üçlemesinin devamı niteliğindedir. Ancak bu serinin diğer filmlerini izlememiş olsanız bile Playtime tek başına muazzam bir başarıdır; çünkü kendi içinde tamamen bağımsız bir evren sunar.

Görsel Bir Bulmacadır…

Playtime (1967) afişi​ Tati filmde geniş açı kullanarak sahneleri öyle bir kurgulamıştır ki, seyirci ekranın istediği detayına odaklanmakta özgür bırakılmıştır. Mösyö Hulot, çoğu zaman bir yan karakterle eşit sürede ve aynı ölçekte ekranda kalır; bu durum bireyin kalabalık içindeki anonimliğini pekiştirir. Örneğin, filmin başındaki temizlikçi karakter, o devasa ve soğuk sistemin içinde kendine has bir yer bulmayı başarır. Komedi unsurları slapstick’e dayansa da aslında derin bir varoluşsal ironi içerir: İnsanlar makinelerle, rutinle ve absürt düzenle mücadele ettikçe, güldürürken düşündüren bir eleştiriye dönüşürler.

Sessiz Sinemanın Modern Mirası…

​Diyalogların kasten önemsizleştirilmesi ve arka plandaki gürültüye karışması sebebiyle film, adeta evrensel bir sessiz sinema deneyimi sunar. Tati burada sadece görüntüyü değil, sesi de bir enstrüman gibi kullanır. Modern dünyanın steril ruhsuzluğu, ses tasarımıyla kulaklara kazınır: Modern ofislerin boş koridorlarında yankılanan topuk tıkırtıları, insanın mekân içindeki yabancılaşmasını bir metronom gibi vurgular. Konfor vaat eden meşhur deri koltukların “fısss” diye sönme sesi, ciddiyetin ve yüksek teknolojinin aslında ne kadar gülünç bir balondan ibaret olduğunu yüzümüze vurur.

Yansımaların Arasındaki Paris..

​Filmde keskin bir olay örgüsü yoktur. İş arama çerçevesinde alışveriş fuarları ve dev iş merkezleri arasında yolunu kaybeden bir Hulot ile; havaalanı, otel ve restoran üçgeninde şehri gezen turistleri izleriz. İlginç olan, turistlerin bu ruhsuz yapılara Hulot’dan çok daha hızlı adapte olmasıdır. Şehir yapılaşması kültürel mimarinin öyle önüne geçmiştir ki; Eyfel Kulesi gibi şehrin simge yapılarını ancak cam yüzeylerin yansımasından, bir hayal gibi görebiliriz.

Modern Zamanlar’dan Oyun Vaktine…

​Chaplin’in Modern Zamanlar’ı, Play Time’ın manevi halefi gibidir. Ancak burada “modern zamanlar” yerini “oyun zamanına” bırakmıştır. Filmin sonundaki meşhur restoran sahnesi, yönetmenin 45 dakikalık bir mesajına dönüşür: İnsanın asıl ihtiyacı oyun oynamak ve eğlenmektir.

​Renk kullanımı da bu anlatının temel bir parçasıdır. Filmin ilk bölümleri neredeyse gri tonlara boğulmuşken, restoran sahnesiyle birlikte film renklenmeye başlar. Burada renk; yaşamın, doğallığın ve insani temasın yeniden doğuşunu simgeler. Tati, hem renklerin hem de mekânların politik bir dili olduğunu ustalıkla gösterir.

​Doğayı aşma ve ona egemen olma çabalarımızın bizi düşürdüğü komik durumu, şekilciliğimizi yüzümüze çarpan bu film; teknoloji ve modern kent yaşamının birey üzerindeki boğucu etkilerini eleştiren çarpıcı bir manifestodur.Tati, bu film için hazır bir mekân kullanmak yerine Paris’in hemen dışında yaklaşık 15 bin metrekarelik devasa bir yapay şehir inşa ettirmiştir üstelik. Bu adanmışlık karşısında ne denebilir ki?

​Teşekkürler Tati.

Ekran görüntüsü 2026 01 28

Yazar

  • Ekran goruntusu 2026 01 28

    Esra T. 1989 yılında İstanbul’da doğdu. Kamu Yönetimi ve Tarih alanlarındaki lisans eğitiminin ardından Yönetim ve Organizasyon üzerine yüksek lisans yaptı. Yazmaya olan tutkusu, ortaokul yıllarında öğretmenlerinin teşvikiyle filizlendi; lise yıllarında ise münazara ve edebiyat etkinlikleriyle bu ilgiyi bir disipline dönüştürdü.

    ​Sinema okumaları ve senaryo yazarlığı eğitimleriyle görsel anlatı tekniklerini derinleştirdi. Uzun yıllar özel sektörde yönetim ve pazarlama alanlarında görev aldı. İş dünyasında edindiği gözlemleri, insan psikolojisi ve karakter derinliğine olan merakıyla birleştirerek sinematografik bir yazın dili oluşturdu.

    ​Sinema, kültür, doğa ve tarih temalarını çalışmalarının merkezine alan yazar, şu sıralar ilk kitabı üzerindeki çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER