Bugün Aralık ayı planlarımı tamamladım.
Defterim önümde, kalem elimde, yan tarafta kahvem…
Arkada Sezen Aksu’dan “İlk Gün Gibi” çalıyor.
Ve ben düşünürken şunu fark ettim:
“Yazmaya başladığım ilk günkü heyecanım, hâlâ içimde bir yerlerde sapasağlam duruyor.”
Bu cümleyi düşününce içimden şöyle geçti:
“Demek ki bunca fırtınaya, inişe çıkışa rağmen kendime olan inancımı kaybetmemişim.”
Bu his, dışarıdan bakıldığında küçük bir şey gibi görünebilir…
Ama içerden bakınca, insanın kendiyle kurduğu en sıcak bağlardan biri.
Aralık planlarımı yaparken aslında sadece “yapılacak işler” listesi hazırlamadım.
Bir yandan da kendime kısa bir geri dönüş yaptım.
Bu yıl neler öğrendim?
Nerelerde büyüdüm?
Hangi yerlerde hâlâ aynı yerde sayıyorum?
Bir sürü yeni fikir geldi aklıma.
Her biri birer küçük kıvılcım gibi.
Hepsini tek tek yazdım, çünkü biliyorum:
Yazmadığım her fikir, bir süre sonra “sanki bir şey düşünmüştüm ama…” diye unutulup gidiyor.
Şunu fark ettim:
Bu yıl gerçekten çok şey öğrenmişim.
Bilgi olarak değil sadece…
Bakış açım değişmiş, kendime sorduğum sorular değişmiş, dünyaya baktığım yer hafif hafif kaymış.
Ve bunları düşünürken aklımdan şu cümle geçti:
“Öğrenmek güzel, ama beni asıl büyüten şey, öğrendiklerimi hayatımda denemek oldu.”
Ben, öğrendiğim şeyi bekletmeyi sevmeyenlerdenim.
Bir şeyi merak ederim, araştırırım, okurum, sorarım…
Sonra da onu muhakkak kendi yöntemlerimle uygulamaya çalışırım.
Belki de bu yüzden içime daha çok siniyor, daha anlamlı geliyor.
Birinin hazır verdiği yolu takip etmektense, kendi yolumu çizmek beni daha çok tatmin ediyor.
Kendime sık sık hatırlattığım küçük bir hikâyem var, onu seninle de paylaşmak istiyorum.
Düşün ki iki kişi var.
Birincisi, her yılın sonunda en güzel, en havalı defteri alıyor.
Sayfalar bembeyaz, kapak tasarımı muhteşem, kalemi özel…
İlk sayfaya süslü cümlelerle hedefler yazıyor:
“Daha çok okuyacağım.”
“Ertelemeyi bırakacağım.”
“Kendime daha çok yatırım yapacağım.”
Ama yılın sonunda deftere bakınca, sayfaların çoğu bomboş.
Cümleler güzel, niyetler iyi ama hayatın içine çok geçememiş.
İkinci kişi ise eski, kenarı kıvrılmış bir defterin boş sayfalarını kullanıyor.
Ne kapağı şık, ne kalemi pahalı.
Ama o kişi, her gün minik notlar düşüyor:
“Bugün 10 sayfa kitap okudum.”
“Bugün ertelediğim bir işi sonunda yaptım.”
“Bugün kendime kızmak yerine kendimi anlamaya çalıştım.”
Yılın sonunda ilk kişinin defteri daha güzel…
Ama ikinci kişinin hayatı daha dolu.
“Hayatı güzelleştiren şey, süslü defterler değil; içini dolduran adımlar.”
Ben de Aralık planlarımı yaparken kendime şunu hatırlattım:
“Yine en güzel cümleleri yazabilirsin, ama asıl mesele o cümlelerin altına atacağın imza: eylemin.”
Aralık ayı bana hep şu soruyu sorduruyor:
“Bu yıl ne yaptım?” değil,
“Bu yıl kim oldum?”
Çünkü bazen çok şey yapıyoruz ama hiç büyümüyoruz.
Bazen de dışarıdan bakınca “hiç bir şey olmamış” gibi görünen bir yılda içimizde devrim yaşanıyor.
Bu yıl şunu fark ettim:
Ben, bahanelerimi biraz daha az dinlemeye başladım.
Korkularım tamamen yok olmadı, ama sesleri biraz kısıldı.
“Sonra yaparım” dediğim şeylerin arasından birkaç tanesini çekip, “Haydi şimdi!” dedim.
Yılın başındaki hâlimle şimdiki hâlimi yan yana koyduğumda;
mükemmel, kusursuz, her şeyi başarmış biri görmüyorum.
Ama şunu görüyorum:
“Dün olduğum kişiden biraz daha cesur, biraz daha meraklı, biraz daha kendine yakın bir ben.”
Bence bu, azımsanacak bir şey değil.
Bugün planlarımı yaparken Sezen Aksu’dan “İlk Gün Gibi”çalıyordu.
Şarkının sözlerine kulak verirken, bir anda zihnimden şu düşünce geçti:
“Yazmaya başladığım ilk gün gibi, hâlâ heyecanlanıyorum.
Ve kendime hâlâ inanıyorum.”
İtiraf edeyim, bu cümleyi fark etmek beni çok duygulandırdı.
Çünkü bazen yıl içinde o kadar koşuşturuyoruz ki,
ne kadar yorulduğumuzu, ne kadar tökezlediğimizi, ama bir yandan da
ne kadar pes etmediğimizi fark etmiyoruz.
Belki de bugün bu satırları yazarken kendime küçük bir teşekkür borçluyum:
“Kolay pes etmediğin, her şeye rağmen yeniden kalktığın, kıvılcımını koruduğun için teşekkür ederim.”
Ve içimden senin için de şunu diliyorum:
Kendi içinde o “ilk gün gibi” hissi hâlâ bir yerlerde duruyorsa,
lütfen onu ciddiye al.
Çünkü insanı yolda tutan şey sadece hedefler değil, o içindeki ilk gün heyecanı.
Bugün Aralık defterime, kendime şöyle bir not düştüm.
Belki bu satırlar sana da iyi gelir:
“Bu yıl öğrendiğin her şey için kendinle gurur duy.
Yorulduğun ama yine de devam ettiğin günleri unutma.
Kimsenin görmediği anlarda bile kendin için bir şeyler yaptın.
Belki herkes alkışlamadı, belki kimse fark etmedi.
Ama sen biliyorsun:
Birçok kez bahane üretebilirdin, sen denemeyi seçtin.
Lütfen kendine haksızlık etme.
Henüz olmak istediğin yerde olmayabilirsin ama
asla olmak istemediğin biri de değilsin.
Ve bu bile, iyi ki varsın demek için yeter.”
Bazen dışarıdan kocaman başarılar bekliyoruz:
büyük projeler, büyük adımlar, büyük sonuçlar…
Ama fark ettim ki, asıl büyük şeyler çok sessiz oluyor:
Kimsenin görmediği bir sabah erken kalkıp “bugün kendim için bir adım atacağım” demek…
Kimse alkışlamasa da, “Bu sefer pes etmeyeceğim” diye içten içe söz vermek…
Kendini, başkasının gözünden değil, kendi kalbinden görmeye çalışmak…
Aralık ayı planlarımı bitirdiğimde şunu düşündüm:
“Yeni yılın ilk günü 1 Ocak değil aslında.
İnsanın kendine ‘Artık ertelemiyorum’ dediği ilk gün, yeni yılın ilk günü.”
Bugün tam olarak bunu hissettim.
Evet, yapmak istediğim çok şey var.
Evet, hepsini bir anda yapamayacağım.
Ama artık biliyorum ki:
• Öğrendiğim şeyi hayatımda denemeden bırakmak istemiyorum.
• İçimdeki merakı susturmak istemiyorum.
• Bahanelerle aramdaki bağı yavaş yavaş koparmak istiyorum.
Belki bu satırları okurken senin de aklına bir hedef geldi.
Uzun zamandır ertelediğin, “bir gün yaparım” dediğin bir şey…
İstersen şöyle yapalım:
Bugün, kendimize minik ama gerçek bir söz verelim.
Ne dev bir proje, ne büyük bir değişim…
Sadece küçük, somut bir adım.
Mesela:
• 10 dakika ayırıp yıllardır ertelediğin konuyu araştırmak,
• 1 sayfa yazı yazmak,
• 1 telefon açmak,
• 1 fikir not almak…
Çünkü içten içe biliyoruz ki:
“Küçük adımlar, içten verilen büyük sözlerin sessiz kanıtıdır.”
Ben bugün Aralık sayfamı kapatırken kendime şunu dedim:
“Bu yılın özeti, öğrendiklerin değil, denediklerin olsun.”
Sen de istersen kendi cümleni yaz.
Belki defterine, belki telefonunun notlar kısmına, belki sadece kalbine…
Ve unutma:
Yeni yıl, takvime değil, senin niyetine bakıyor.
Sen “Hazırım.” dediğin anda başlıyor.



YORUMLAR