Sen, o saf masum çocuğu nerede, nereler de bıraktın? İnsan toplum içinde yaşayan, sorgulayan enerjik bir varlıktır. İnsanın gün içindeki tepkileri, ifadeleri, kullandığı kelimeler, olaylara yaklaşım biçimi, düşünceleri, duyguları sosyal yapısını oluşturur.
İnsan dünyaya geldiğinde ailede sevgi, sevinç, neşe gibi yüksek frekanslı duygular egemenken zaman içinde yaşadığı birçok olay insanın frekansını düşürüp utanç, suçluluk, öfke, kızgınlık gibi düşük frekanslı duygularla baş başa bırakır. Çocukluk döneminde yaşanan birçok olumsuz olay, kişinin ruhunda travmatik izler bırakabilir. Birey ya yaşadıklarını yok sayarak kabule yönelir ya da bu deneyimleri bastırmayı tercih eder.
Bir yerden bir yere taşınma hikayeleri, sınav koşuşturmaları, hastalıklar, sevgiler… bu duygular insanı ele geçiriyor. İnsan hayata “bunu yapmam lazım” veya “bunu yapmamam lazım” sorumluluğuyla bakıyor.
Kime göre? Bu dönemde insanın bağımlılıkları gelişmeye başlıyor. İnsanlara, makamlara veya nesnelere bağımla hale gelerek kendini onunla tanımlamaya başlıyor. Kendinden başkasıyla tamamlanacağını zannetmek insanın belki de ilk yanılgısı. İç sesini, ruhunun feryadını duymayıp tamamlanma, eksik kalma telaşıyla farklı farklı vadilerde kendini aramaya çıkıyor. Tamamlanmayı dış koşullara bağlayarak birde suçlu bulma telaşına çıkıyor. Annem, babam, kardeşim, öğretmenim, hiçbir şey bulamasa hava sıcaktı, soğuktu…kurban rolüne alışmaya başlıyor. Hoş geldin yeni dünyana.
İnsan yalnızca kendisiyle tamamlana bilir. Dış şartlara bağlı değildir. Sen kendini nerelerde bıraktın? O masum, o saf çocuk nerede kaldı? Ölçülü davranmak bizi sınırlandırmaz bizi kendimize geri döndürür. Hayatımızda “Evet” leri ve “Hayır”ları ne kadar bilinçli kullandığımıza bakalım. Sürekli evet demek zorunda kalmamız bizi üzer enerjimizi tüketir. Bize zaman kaybettirir maliyeti çok yüksek olur. Gerektiğinde, istemediğimizde “Hayır” diye bilmek kendimize “Evet” demektir.
İnsan kendi çocukluğuna dönüp “Benden ne istiyorsun?” sorusunu sorup cevabın yine ruhumuzdan geleceğine inanarak onun cevabını beklemek. Onu onurlandırmak. Direnmeden, bastırmadan duygularımızı kabul etmek. Direndiğimiz, bastırdığımız, reddettiğimiz duygular çoğalarak geri gelip görünmek ister. İçimizdeki o masum çocukla barışmak onu anlamaya çalışmak hiç değilse anlayış geliştirmek çok mu zor? Hey! İçimde büyütemediğim çocukluğum. Seni seviyorum.



Sanırım o çocukluğumuz 90’larda asılı kaldı
“Bir ben var benden içeru”
Hocam yüreğinize ve aklınıza sağlık
O küçük çocuk odasın biliyorum başını okşuyorum ve sana tekrar soruyorum sen ne istiyorsun şu toplum denen kanser hücresi gibi bir guruhtan hariç sen ne olmak istiyorsun ?
Sayın hocam yine muhteşem bir dizin olmuş yüreğinize kaleminize sağlık.