Bugün bu yazımı Sezen Aksu’nun Geçer isimli şarkısını dinlerken yazıyorum. Sezen Aksu’nun sesi bana her zaman ilham veriyor. Bazı sesler şarkının sözlerinden daha çok ilham verir. En azından bu benim için böyle. Geçer şarkısı bir aşk şarkısı olmasına rağmen, benim bu şarkıya yüklediğim anlam bambaşka… Bazen, yağmurlu bir günden sonra çıkan gökkuşağının o eşsiz renklerini hatırlatıyor. Bazen, küllerinden yeniden doğan başarı hikâyelerini hatırlatıyor. Bazen ise, negatif düşüncelere maruz kaldıktan sonra o bilişsel yüklerden arınmayı hatırlatıyor. Verdiğimiz anlama göre zaten her şey geçiyor değil mi? İyi olan da kötü olan da… Her şey geçiyor. Neye, nasıl anlam yüklediğimiz çok önemli. Viktor Franklbunu, İnsanın Anlam Arayışı isimli kitabında kendi deneyimledikten sonra, hayatını kitaba dönüştürüyor. Muhteşem bir kitaptır.
Şarkıyı dinlerken düşünüyorum…
Gerçekten de “geçmeyen” hiçbir şey yok hayatta. Ama ilginçtir ki, yaşadıklarımızın geçip geçmemesi çoğu zaman olayla ilgili değil; bizim o olaya yüklediğimiz anlamla ilgili. Biri için büyük bir kayıp olan şey, bir başkası için yeni bir başlangıcın kapısı olabiliyor. Biri için dünyanın sonu gibi görünen durum, bir başkası için özgürlüğün ilk adımı olabiliyor.
Belki de bu yüzden Frankl, insanın elinden her şey alınabilir ama bir tek şey alınamaz der:
“Olan bitene nasıl bir anlam yüklediği…”
Hayatın ağırlığı, anlamın eksikliğindedir; yükün kendisinde değil.
Yağmurun ardından gökkuşağı bir mucize değildir aslında. Tam tersine, doğanın en sade açıklamasıdır:
“Fırtına bitti. Şimdi renkler konuşacak.”
Bazen bizim de buna ihtiyacımız oluyor. İç dünyamızda kopan fırtınaların ardından kendi renklerimize yeniden bakmaya… Hangi rengin solduğunu, hangisinin parladığını fark etmeye… Gökkuşağı çıkınca herkes hayranlıkla bakar ama kimse geride bıraktığı yağmuru konuşmaz.
Bu da bize şunu hatırlatır:
“Hayran kalınan şeyler, genellikle görünmeyen mücadelelerin sonucudur.”
Her başarı hikâyesinin ardında gizli bir yağmur, gizli bir düşüş, gizli bir yeniden başlama kararlılığı vardır.
Eskilerden bir hikâyeyi şöyle anlatırlar:
Bir yolcu, yağmurlu bir günün ortasında ıslanmaktan şikâyet eder dururmuş. Yanından geçen bir bilge adam ona şöyle demiş:
— “Yağmurdan kaçarsan hep ıslanırsın. Ama yağmurun içinden geçersen, iki sokak sonra güneşi bulursun.”
Yolcu bunu anlamamış.
Bilge devam etmiş:
“Hayatta da böyledir. Kaçtığın her şey peşinden gelir, yüzleştiğin her şey geçer.”
Gerçekten de öyledir. Kaçtığımız korkular büyür, konuşmadığımız duygular ağırlaşır, ertelediğimiz meseleler kronikleşir. Ama yüzleştiğimiz her şey, dalga dalgahafiflemeye başlar. Çünkü hafiflemenin ilk adımı, kabullenmektir.
Geçer şarkısının bendeki etkisi tam da burada başlıyor.
Sözleri dinlerken fark ediyorum ki, şarkı aslında zamanla değil; anlamla ilgili. Bir duyguya, bir ana, bir insana yüklediğin anlam değişince, o şeyin sana bıraktığı iz de değişiyor.
Mesela acı…
Zaman acıyı hafifletmez aslında.
Acı, anlam değiştikçe dönüşür.
Yaraya baktığın göz değişince, yara da iyileşir.
Bu yüzden insanlar yıllar geçse de bazı hatıraların içindeki duyguyu aynı tazelikte hatırlar; çünkü o duyguya verdikleri anlam hiç değişmemiştir.
Oysa anlam değişse, acı bile hafifler.
Belki de bu yüzden şöyle bir söz vardır:
“Hayat değişmez. Hayata bakan göz değiştiğinde her şey değişir.”
Bazen kötü bir söz, bazen bir yorum, bazen birinin farkında olmadan söylediği bir cümle zihnimizde gereğinden fazla yer kaplar. Gün boyu taşırız o yükü.
Oysa çoğu zaman o cümlenin sahibi hayatına devam ederken, biz kendi zihnimizde olmayan bir savaşın ortasında kalırız.
Negatif düşünceler birikir, birikir, sonra zihnimizin rafları dolmaya başlar. Böyle anlarda şarkılar bir mucize gibi gelir. Hele ki Sezen Aksu’nun sesi…
Bir cümlede insanın kalbine dokunan o içtenlik, bazen bir terapiden daha etkili olabilir.
Çünkü bazı sesler sadece kulağa değil, insana “içeriden” seslenir.
Bir gün bir arkadaşım bana şöyle demişti:
“Bir şey geçiyorsa, ardında bıraktığı şey seni büyütmüştür.”
O zaman anlamıştım: Geçmek, yok olmak değildir. Geçmek, dönüşmektir.
Hayat da böyle değil mi?
Geçen her acı bizi biraz daha olgunlaştırır.
Geçen her sevinç bize şükretmeyi öğretir.
Geçen her insan bize kalanın kıymetini hatırlatır.
Geçen her zorluk, kalan gücümüzü ortaya çıkarır.
Ve bir gün dönüp baktığımızda şunu fark ederiz:
“Geçen şeyler değil, bizim onlarla büyümemizdir hayatı güzelleştiren.”
Bugün Geçer şarkısını dinlerken düşündüm:
Belki de geçmeyen tek şey, bizim anlam arayışımız. Kimi müzikte buluyor, kimi kalabalıkta, kimi yalnızlıkta…
Ama hepimiz, görünmez bir iplikle içimizdeki “anlam”abağlanıyoruz.
Ve ne yaşarsak yaşayalım, insanın kendi kendine söylediği şu cümle hep doğru kalıyor:
“Geçer; çünkü her bitiş, insana yeni bir anlamın kapısını aralar.”
Esra Kapılı



YORUMLAR