Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
RECEP TOZDUMAN

KENDİM OLMAK

              İnsan, dünyaya  üzerinde kabul etse de etmese de bir çok rollerle gelir.Bu roller çocuk olmak, torun olmak, günler geçtikçe abi, abla, eş, baba, anne, sevgili olmak  gibi…Yani yaşamın boyunca birilerinin bir şeyisindir. İnsan, hayatı acele ve telaşlı yaşar  sanki acelesi varmış, bir yere yetişecekmiş gibi.Yaratıcıya inat. 

             İnsanın rolleri o kadar çok ki bunların sorumluluğunu ve gereklerini yerine getirmeye çalışırken “kendim” olma rolünü unutur veya hiç anımsamaz insan. Oysaki mutluluğumuzun temeli burada gizlidir.

            Kendin olmak demek kendi özbenliğini bilmek onu unutmadan farkındalığa ulaşmaktır.İnsan kendi olmaya başladığında bağımsız, özgüveni yüksek ,dengeli insan olmaya başladığında rollerini de  doğru yönetmeye başlar. Rolleri için kendinden de vazgeçmez.  

           Bu konuyla ilgili olarakta Carl Gustav Jung “Yaşam, iki ana döneme ayrılır.” der. İlk yarısı ve ikinci yarısı. Jung, bu iki dönemin ihtiyaçlarının ve odaklarının birbirinden çok farklı olduğunu savunur. Yaşamın ilk yarısında birey, daha çok dış dünyayı tanıma ona uyum sağlama, kimlik oluşturma, kariyer ve sosyal statü kazanma peşindedir. Bu süreçte, toplum içinde bireysel kimliğin oluştuğu, sorumlulukların üstlenildiği, sosyal ve ekonomik hedeflere ulaşıldığı bir evredir. Jung’a göre bu aşamada, birey psikolojik ve ruhsal gelişimini  tamanlamıyla gerçekleştiremez.

            Jung’a göre 40 yaşından sonra  başlayan yaşamın ikinci yarısında, çok daha derin bir yolculuğu çıkar. Bu dönemde insanlar, toplumsal beklentilerin ötesinde kendilerini anlamaya, bilmeye içsel arzularını ve psikolojik süreçlerini keşfetmeye ruhsal bir bütünleşmeye başlarlar. 

           Artık şimdiye kadar takındıkları maskelerini çıkarmaya içsel seslerini duymaya başlarlar.Üzerine aldığı rollerden hangilerini bir kenara bırakması gerektiğini düşünmeye başlarlar.  Jung bu yüzden “40 yaşından sonrası için okullar kurulmalıdır.”der. İnsanlar, bastırılmış duygularını ve kimliklerini keşfetmeye, yaşamın ilk yarısında göz ardı edilen içsel yönlerine odaklanmaya başlarlar.

İnsanın hep pişmanlıkları vardır geçmişiyle ilgili, kaygıları vardır gelecek günleri için. Her yerde olmaya çabalarken o olmayınca eksik kalacak zannına düşer. Dünyayla yarışırken kendinden geçer kendini unutur.

Neye yetişe bildin? Dünya kurulalı hep  insan pişman  en  çokta  kendine mahcup.

“Ne zamana yetişebildim,
ne yanında olduklarımı gün geldi yanımda bulabildim.
Meğer yorulmayı ben yaşamak sanmışım. Meğer en lâzım olan kendimi, hep başkaları kazansın diye harcamışım.Meğer daha dün gibi aklımda olan çocukluğum, çok geride kalmış. Dağ gibi bir ömrü bilmeden yerle bir etmenin şimdi kâh şaşkınlığını yaşıyorum, kâh pişmanlığını.” (Alıntı….)

Meğer ne çok rollerimiz varmış. Kendimizden ya haberimiz yok muş yada haberimiz yokmuşuz gibi yaşamışız.

İnsanın hep umudu olmalı her şeye yeniden başlamak gibi.

Yazar

YORUMLAR

3 adet yorum var

  1. Yine farklı bir perspektifle ele alınan bir yazi dizini olmuş sayın hocam . Toplumumuzda 40 yaşı artık insan elini eteğini çeksin de kenara gecisn ne kaldı ki dünya hayatına zaten denildiği yaş amma ve lakin 40 yaş biliriz ki olgunluk yaşıdır peygamber yaşıdır artık kamil olma yaşıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER