İnsan su ile yaşar, yemek ile yaşar fakat bu bizi insan yapar mı? Tolstoy’a göre insan sevgi ile yaşar. Sevgi, birçok iyiliği beraberinde getirir. Tolstoy’un “İnsan ne ile yaşar?” isimli kısa hikayesinde fakir bir köylü olan Simon soğuk kış gününde dışarda olan yardıma muhtaç Mihael’e evini açar, ekmeğini böler, kıyafetlerini verir. Küçük bir ayakkabı dükkânı olan Simon, Mihael’i yanında çalıştırıp, iş öğretmeye başlar. Mihaelin’in kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmez, Mihael sadece tanrının onu cezalandırdığını söyler. Uzun süre beraber ayakkabı yapıp satan Simon ve Mihael’in durumu gittikçe düzelmeye başlar. Simon’ın evine aldığı bu yabancı adam; işi kolaylıkla öğrenir ve köy halkı tarafından tercih edilen bir ayakkabı sarrafı olur, dükkanının ve evinin bereketi artar, huzurlu şekilde yaşamını sürdürürler. Simon Mihael’in dünyada 3 sorunun cevabını aradığını öğrenir; İnsanın içinde ne yaşadığı, insana ne verilmediği ve insanın ne ile yaşadığı.
İnsanın içinde ne yaşar? Anne çocuğunu sevgi ile büyütür, insanlar birbirine yardım ederek hayatını sürdürür, toplum sevgiyle bir arada kalır. Tolstoy’a göre insanın içindeki gerçek yaşam kaynağı sevgidir; çünkü sevgi olmadan ne umut ne dayanışma ne de insanlık mümkündür. Yani insanı insan yapan, varlığını sürdüren şey aslında güç, para ya da bilgi değil; sevgi ve merhamettir. Dostoyevski ise insanın içinde hem iyilik hem kötülük yaşadığını söyler. “Suç ve Ceza”da vicdan azabı ve merhamet, insanın içindeki iyiliğin göstergesidir. Ama aynı zamanda hırs, nefret ve açgözlülük de vardır. İçimizde iyilik ve kötülük çatışır, hangisinin galip geleceği ise düşüncelerimiz ve eylemlerimiz belirler. Böylece karakter oluşur. Psikanalizin kurucusu, psikoloji alanında yaptığı değerli çalışmalar ile bilinen Freud’a göre insanın içinde üç şey yaşar; İd dürtüler ve arzulardır. Ego gerçeklik ve dengeleyici benliktir, süperego ise ahlak ve vicdandır. Ego, id ve süperegonun isteklerini dengelemekle sorumludur, ego görevini yapamadığı süreçte ego baskın kişilik; vicdanıyla hareket eder, ahlaki ilkeleri yaşamının ön planına koyar. İd baskın kişilikte; kişi dürtüsel hareket eder, arzularını sonucunu düşünmeden gerçekleştirir.
İnsana ne verilmedi? Tolstoy’a göre insana kendi ihtiyaçlarını düşünmekten başka bir şey verilmemiştir. Başka bir deyişle insan kendi yaşamını, kaderini, geleceğini tam olarak bilemez ve kontrol edemez. Yarın ne olacağını ne kadar yaşayacağını, nasıl öleceği insana verilmemiştir. İnsan yalnızca “şimdi” de yaşar ve sınırlı bir iradeye sahiptir. İnsan sürekli plan yapar fakat hayatın akışı tanrının elindedir. İnsana verilmeyen şey geleceği bilmektir. İnsana düşen görev, geleceği kontrol etmeye çalışmak değil; sevgiyle, iyilikle yaşamaktır. Dostoyevski’ye göre de insan geleceği bilemez ve kaderini tam olarak kontrol edemez. Suç ve Ceza ve Karamazov Kardeşler’de karakterler seçim yapar ama sonuçlar üzerinde tam hakimiyetleri yoktur. İnsan özgür ama sınırlı bir özgürlükle yaşar. Özgür olarak hareketlerini planlar, geleceğini şekillendirir fakat gerçekleşeceğini bilemez, öngöremez. Nietzshce’ye göre insan güçlü olmak, kendini aşmak ister fakat sonuçlarını kontrol edemez. Kişinin kontrol edebildiği; sonuçlara verdiği tepkidir. Hayatta bazı kaçınılmaz olaylar vardır, kişi bu olayları engelleyemez veya değiştiremez. Çünkü insana kaçınılmaz olaylara karşı koyma gücü verilmemiştir fakat tepkilerini kontrol etme gücü verilmiştir.
İnsan ne ile yaşar? Tolstoy’a göre insan sevgi ile yaşar. Hayatı mümkün kılan şey, insanların birbirine duyduğu sevgi, şefkat ve merhamettir. Kişileri, toplumu ve toplulukları ayakta tutan sevgidir. İnsanın içinde sevgi yaşar, insan da sevgi ile yaşar. Dostoyevski’ye göre ise insan acı ile yaşar. Acı insanı güçlendiren, insanı insan yapandır. Acı, merhamet ile dengelenir. Acının getirdiği duygular merhamet ile harmanlanır. Aristotales ise insan toplumsal bir varlıktır der. İnsan toplum olmadan yaşayamaz. İlk çağlardan itibaren insanlar bir arada yaşarlar, birbirlerine yardım ederler. Böylelikle insan dostluk ve topluluk bağlarıyla yaşar. Psikanalist, sosyolog ve filozof olan Eric Fromm’a göre insanı yaşatan şey sevgi ve bağ kurma yeteneğidir. Sevgi, sadece bir duygu değil, aktif bir yaşam biçimi ve sanattır: başkalarını anlamak, onlara değer vermek, merhamet göstermek ve sorumluluk almaktır. İnsan, yalnızca kendi çıkarını veya bencilliğini takip ederek yaşayamaz; başkalarıyla bağ kurmadan gerçek bir yaşam sürdüremez. Fromm, Tolstoy ve Aristotales’in fikirlerini bağdaştırmıştır. İnsan hem sevgiyle hem de kurduğu bağlar ile yaşar.
Sonuç olarak; insanı insan yapan sevgi bağıdır. Birçok yazar ve düşünürün fikrini harmanladığımız bu yazıda ele alınan sevgidir. Sevgi kişilerin huzur içinde yaşamasını, kötülüklerin engellenmesini, fakirlik ve zenginliğin dengesinin kurulmasını etkileyen bir duygudur. Herkesin içinde sevgi vardır, bazılarında daha derinde bazılarında daha yüzeyde kendine yer edinir. Derinlerdeki sevgiyi açığa çıkartıp, sevgi ile yaşamak dileğiyle.



YORUMLAR