Daphne du Maurier’in 1971’de yayımlanan ve aynı adı taşıyan uzun öyküsünden uyarlanan Karanlığın Gölgesi – Don’t Look Now (1973), Nicolas Roeg’in sinemasında zamanın parçalı kullanımı, yoğun görsel sembolizm ve alışılmadık kurgu teknikleriyle öne çıkan en önemli filmlerden biridir. Film, küçük kızlarını kaybettikten sonra Venedik’e gelen John ve Laura Baxter çiftinin yas, travma ve sezgisel korkularla örülü psikolojik çözülüşünü konu alır.
İngiltere’deki kır evlerinin bahçesindeki küçük bir gölete düşerek boğulan kızlarının trajik ölümü çifti derinden sarsmıştır. Sanat tarihi uzmanı ve deneyimli bir restoratör olan John, hemen hemen kızlarıyla aynı yaşlarda olan oğullarını yatılı bir okula vererek, Venedik’e bir kilisenin restorasyonu için gelir. İngiliz çiftin başından geçen esrarengiz olaylara konu olan film, görselliğe önem veren sekansları ve gerçeklik ile algı arasındaki sınırları sürekli bulanıklaştıran yapısıyla ,doğrusal anlatıyı bilinçli olarak parçalar; zaman sıçramaları, önsezisel görüntüler ve paralel montaj aracılığıyla izleyiciyi karakterlerin zihinsel durumuna ortak eder. Bu yönüyle Don’t Look Now, klasik anlatı yapısına sahip bir korku filminden çok, psikolojik ve atmosferik bir deneyim sunar.
Açılış Sahnesi ve Görsel Kehanet..
Sahne, Baxter ailesinin evinde başlar. Küçük kızları, oğlu ile suyun kenarında oynarken gösterilir. Çift evde birlikte bulunur. John Baxter masasında çalışmaktadır. Elindeki slaytta kırmızı bir figür dikkat çeker; bu figür, filmin ilerleyen kısımlarında yaşanacak trajik olayın görsel önsezisidir. Kızlarının da üzerinde kırmızı bir palto vardır. Kırmızı boyanın dökülerek yayılmasıyla sahne boyunca kamera, kırmızı figür ile kızın suyun kenarındaki görüntüsü arasında geçişler yapar; izleyiciye hem önsezi hem de gerilim hissi verilir. John, slayttaki görüntüyü fark etmesine rağmen anlamlandıramaz; bu, onun taşıdığı suçluluk ve inkâr duygusunun başlangıcını simgeler.
Su İmgesi: Yaşam ve Ölüm Arasındaki Geçiş
Filmde su, anlamlı bir semboldür. Mitolojide ve psikanalizde su, hem yaşamın kaynağı hem de ölüme geçişin simgesi olarak kabul edilir. Özellikle derin veya durgun sular, bilinçdışı düşünceler, bastırılmış korkular ve ölüm metaforlarıyla bağdaştırılır;düşlerde veya rüya imgelerinde çoğu zaman bilinçdışının akışı ve yaşam-ölüm döngüsünü temsil eder. Don’t Look Now’da da su, önce küçük kızın ölümüne neden olur; filmin finalinde ise John’un cesedini Venedik kanallarında taşır. Böylece su, başlangıç ve son, doğum ve ölüm arasındaki döngüyü verir.
Venedik’in kanalları, bilinçdışının yüzeyleri gibidir. Suya yansıyan görüntüler, geçmiş travmaların ve bastırılmış korkuların geri dönüşünü simgeler. Ayna da su gibi yansıtan ve bakılan, yanıltıcı bir imge olarak filmde yer alır.
Venedik: Labirent..
Filmin Venedik’te geçmesi de bilinçli bir tercihtir. Dar sokaklar, kör geçitler ve gotik mimari, karakterlerin psikolojik sıkışmışlığını yansıtır. Şehir, adeta yaşayan bir organizma gibi sunulur. Mevsimin kış olması ,tenha sokaklar ve bu labirentimsi yapı, mitolojideki ölüm–yeniden doğum döngülerine atıfta bulunurken, izleyicide hem yalnızlık hem de kaybolma hissi uyandırır. Rahim benzeri bir metaforla Venedik kanallarına odaklanan sahneler ve su imgeleri hayatın geçiciliğini ölüm ve yaşam arasındaki sürekli akışı temsil eder.
John’un şehir içinde sürekli kaybolması, onun hem yas sürecinde hem de gerçekliği algılamada yönünü kaybettiğinin görsel karşılığıdır.
Bakmak ve Görmek Arasındaki Fark..
Filmin adı Don’t Look Now (“Şimdi Bakma”), filmin felsefesini doğrudan özetler.Look kelimesinin seçilmesinin nedeni, John’un olayları sadece gözle görmesi ama anlamamasıdır. John sık sık imgeler görür; ancak onların anlamını kavrayamaz ve uyarıları dikkate almaz. Zamanın geçmiş, şimdi ve gelecek arasında parçalanması, izleyiciye çözülmesi gereken ve sürekli gizemini koruyan bir merak duygusu bırakır.
Öngörülere sahip iki kız kardeşle yolları kesişen çiftin hayatı, bu karakterlerin “bilen” figürler olarak vurgulanmasıyla değişir. Kız kardeşler çifte bir restoranda denk gelir. Laura’ya ölmüş kızlarını onların masasında otururken gördüklerini, kızlarının hâlâ burada olduğunu, onları gördüğünü ve iyi olduğunu söylerler ve küçük kızı, öldüğünde üzerinde olan kırmızı paltosuna kadar tüm ayrıntılarıyla tarif ederler. Bundan çok etkilenen Laura kardeşlerin gerçekten pisişik yeteneklerinin olduğuna ikna olur. John ise safsata olduğunu düşündüğü bu akıl dışı olguya inanmaz ama karısının bununla avunduğunu görerek duruma razı olur. Bu durum, yasın bir nebze hafiflemesine yol açar. İşte bu, filmin temel ironilerinden biridir: gerçek sezgi gözle ilgili değildir.
Yas, İnkar ve Kendini Gerçekleştiren Kehanet..
Laura yasını spiritüel kabulleniş ve sezgi yoluyla aşarken, John inkârı seçer.
John geleceği görür, ancak gördüğünü yanlış yorumladığı için kaderinden kaçamaz. Kız kardeşlerin tehlike uyarılarına rağmen yanılsamaları peşini bırakmaz. Tuhaf olaylar ardı ardına yaşanmaktadır. Bir gün, İngiltere’ye oğullarını görmeye giden karısını, kız kardeşlerle birlikte Venedik’teki su kanalında, siyah bir teknede ve siyah elbiseler içinde ayakta dururken görür. Ona seslenir ama sesini duyuramaz. John, kız kardeşlerin karısını kaçırdığına inanarak polise başvurur; böylece gerçeklik algısı tamamen kaybolur. Laura İngiltere’den dönüp gelince, tüm şüpheler yerini özüre bırakır.
Bu bağlamda film, imgelerin kişinin inandığı biçime dönüştüğünü vurgular. Filmin sonunda göreceğimiz kaybedilen kızın kırmızı paltosuna atıfta bulunan kırmızılı figür , John’un kızını geri getirme arzusunu tetikler ve onu takip etmeye yönlendirir. Ancak bu takip, onu kurtuluşa değil, ölümüne götürür. Film, bu yönüyle kendini gerçekleştiren bir kehanet yapısına sahiptir.
Kırmızı Renk ve Final
Kırmızı renk filmde tehlike, sezgi ve ölümün işaretidir. İzleyicinin “çocuk” sandığı kırmızı paltolu, takip edilen figürün, aslında bir cüce seri katil çıkması, algının ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösterir. Bu yönüyle de final, sinema tarihinin en sarsıcı kapanışlarından biri olarak kabul edilir.
Don’t Look Now, klasik korku sinemasının kalıplarını reddeden; atmosfer, sembolizm ve psikolojik derinlik üzerine kurulu bir film olarak,travma,yas, sezgi, kader ve algı temalarını parçalı zaman yapısı ve görsel kehanetlerle işleyerek, izleyiciyi sürekli şu soruyla baş başa bırakır:
Gerçekten görüyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?




YORUMLAR