Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüsniye ÇULHA FURAL

BI-RADS 4

Bu ses uğultu gibi kulaklarımda… Duyduklarımı anlamak istemediğim bir an burası; zamanın donmasının gerektiği an.
“Şimdi değil.”
“Bu yıl değil, olmaz.”
Kızım üniversite sınavına girecek… Bir zamanlar gözlerine baka baka büyüttüğüm kızımın gözlerindeki ışığı söndüremem. Bunu yapamam. İkinci kez acınası olmayı kabul edemem.

Daha işlemler yeni başlamıştı ama benim bir adım ötesini duyacak ne halim ne de gücüm vardı. Dışarıda beni bekleyen kızımla hem onun kontrollerini de yaptırmaya gelmiştik hem de benimkileri.
Nasıl olurdu bu? Bugün niye getirmiştim ki onu?
Ama bu bize iş yerinin uyguladığı standart bir işlemdi aslında; her yıl yapılan sağlık taraması…

Lakin bir sağlık çalışanı olarak benim bile atladığım bir durum vardı: yaş 41.
Benim başıma gelmez demenin en kırılgan yaşındayım. Hayatın rutinleri arasında kendini ihmal eden, başkalarına iyi olmayı öğütlerken kendini unutan biriyim.

Doktorun söylediklerini bitirmesine tahammülüm yoktu. Kalkmalıydım hemen.
Duymak istemediklerimle neden yüzleşmek zorundayım ki? Ama ben iyiyim, hiçbir şikayetim yok. Kalkmalıyım…
Bir söz, bir cümleye dahi tahammül edecek durumda değilim. Kalkmalıyım, midem bulanıyor. Sesler uğultudan ibaret. Garip bir tiksinti…

Daha yapacaklarım var benim. Üzerime yapış yapış oldu bu cihazdan sonra; duyduklarımın bedenime sirayet etmeden kalkmalıyım.
Beni bekleyen bir hayat olmalı. Bu kez değil…
İkinci kez yenildiğimi görmemeli kızım.

Bir kızın, annesine anlattığı bir hatırayı da dinlemiştim.
Bir ablanın, kız kardeşi için değişen hayatını da…
Başkalarından da kız kardeşlerinin nasıl mücadele etmesi gerektiğini.
Adını duymadığımız, fotoğrafını bile görmediğimiz binlerce kadının hikâyesinden bir tane daha, öyle mi?

Aynı hikâyenin içinde, aynı korkunun tam ortasındayım. Ben bunların hepsini dinlemiştim hâlbuki.
Şimdi ben aynı durumdayım. Ne olacak peki şimdi?
Kimseye söylememeliyim, kimseye… Kendime bile.

Unut şu anı, şu zamanı… Unutmayalım!
Birisinin söylediği üç beş kelimeyle değişemez hayatım, olmaz.
Bu sene değil.

Çıkmalıyım. Bu koridor bu kadar uzun muydu? Gelirken hiç fark etmemişim. Hatırlamıyorum.
Zemine değil, boşluğa basan ayaklarım beni taşıyor. Beyaz ışıklı koridor, uzun bir zaman yolu…
Şuralarda bir delik olmalı ve ben bir civa misali akıp gitmeliyim buradan.
Konuşmaktansa hiç olmayı tercih edecek kadar acizim.

Bu koridorlarda yarınlar için plan yapılamıyor. Girerken nasıldım, şimdi nasılım…
Kendi hâlime bile bakamıyorum.

Evet, bu hafta Meme Kanseri Farkındalık Haftası ve ben pembe kurdelem ile önce kendim, sonra da tüm kadınlar için yürüyorum.
O kısacık rapor sayfasının hayatım üzerindeki etkisinin farkındayım. Günlerce elimde dosya dosya korku ve telaşla dolaştığımı bir ben, bir de benim hâlimden anlayan bilebilir.

Korku, dua, bekleyiş, biraz da isyanla karışık hâlde yaşadım kimselere söyleyemeden.
Kimsenin hayatını mahvetmeden…

Bu sadece bir hastalık değil; bir yaşam metaforu.
Bedeninizin dilini öğrenmenizin bir şekli.
Koşup durduğunuz hayatınızda bir nefes alıp “kendine gel” deme süresi…

Kendine gel.
Sen önce kendine lazımsın tıpkı tüm fedakâr kadınlar gibi.

Endişenin doruklarındaki duygunun adı: çocuklarım.

Hatırlarsınız; hepimiz tüm kızlarımıza pembe elbiseler, pembe çoraplarla prenseslik masalları anlattık ve hâlâ da anlatılır.
Ama bu defa pembenin dili başka…
Bir korkunun sembolü pembe; yeniden doğmadan önceki son karanlık.

Hastane duvarları insana yaşamayı hatırlatıyor:
Yapmak isteyip yapamadıklarını, feda ettiklerine değip değmediğini… bir ömrün.

Sahi, bir ömür ne kadardı?
Ne zaman başladı biliyor musun ki?

Bana bir kahve molası…
Yeniden yapılacak tetkikler için 10 Aralık, ilk gün.

Yazar

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER