Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hüsniye ÇULHA FURAL

NE AKŞAM  NE DE ŞEHİRLE KENDİMLE HESAPLAŞTIM SADECE

Kelimelerimin gölgesini aradığım bir yere varmak istiyorum bugün , yolun beni götürdüğü yere deyip çıktım evden. Adımlarım geçmişin gölgesine değiyor, geleceğim ise umutsuzluğuma takılıyor.

Biriktirdiklerim, beklediklerim, sustuklarım ve sabrettiklerimin üzerine basa basa geçiyorum sokaktan Uluparka giden o sevgi yolundan ama tüm sevgisizliklerimle.  Her günün yorucu baskısı ile güne başladığını düşlediğim sıkıcı günün artık patlama zamanı geldi.  Hani o hepimizin bilgisi sabah telaşı işe varma kaygısı,  iş yeri sorunları yapılacak alışverişler vs . vs diye uzayan listede kendimi sıkışmış hissediyorum artık sahi bunları ben yapmasam kim yapacak .. biliyorum ben yorulsam da sabrettiğim anılarım hala beni gözetliyor kurtulamıyorum , bırakamıyorum geçmişten gelen yüklerimi ve onlar  gün ve gün ağırlaşıyor omuzlarımda. 

Kalabalığa karışmaya başlayıp kaybolmak mı, kaçmak mı sorunlardan yoksa bir kenara çekilip inceden inceye düşünmek mi olanları?  Hangisi iyi gelir bugün bana  ya da sana?

Suskunluğum  artık beni çağıran bir umut vadisi. Kapalı kapıların kilitlerini artık kimse tutmuyor elinde. Kapandığını sandığın kapıları açan sevgin değil miydi?  “Seviliyor musun?”  diye fısıldıyor şehir bana ya da en azından ben bunu duymak istiyorum. Cevabım ayakkabımın sesine karışıyor.  Seviliyorsun, belki farkında bile olmadığın şekillerde,  bir toprağın sana armağan ettiği çiçeklerde senin özenle ektiğin,  oğlunun gözünde saklı gülümsemeyle ona sevdiği  keki yaptığında kızının varlığıyla  sadece varlığı ile tüm yönleri ile sana benzeyen kızının.  Belki de eşine susarak gösterdiğin sadakatle. Onun  bir bakışı ile kalbini huzurla dolduruyor hatırlasana, bir dokunuşla içini ısıtan ve  kalbini yeniden heyecanlandıran  da o. Yetemediğini sandıkça seni içinde kaybedenden  sevgiydi; verdikçe azalamadı ama sende tahammülün sınırında yaşıyorsun artık. Özgürce sevilme,  sorumsuzca davranmak senin için lüks hatta eve alınmayan bir peçete bile senin sorumluluğunda bu kadarı artık çok fazla.  Hüzünle bütünleşen kalbimle artık kırıklarını  onarmıyorum. Kalbimdeki kırgınlıklarım suyun üzerinde henüz batmadı.

Renklerin arasında kaybolduğum bir gezinti benimki , kendimi biraz olsun hafifletmek için hani diyorlar ya hep sen alışıveriştesin peki ne yapayım ki başka.  Sokakların gürültüsünden sıkılıp bir hoş sohbete aç kaç kişi var acaba bu kalabalıkta . sanki senin sofranda doyurdukların, sevimli sözlerle karşılaşıp hoş edildi mi ki gönlün?

Kalabalık: seslerin, kokuların gürültülerin içinde adımlarken, kendimden uzaklaşmak, derdimi hafifletmek ya da yok saymak yeni ilk kez gördüğüm ve bir daha görsen bile tanımayacağım  yüze çarpıyor gözlerime bir bir …

Yalnızlık: duyduğum her sözü kalbime sindirme çabası ya da kendime acımak. İki duyguyu birden içimde barındırırken şaşkınlığım yansıyor vitrinin camına,  beni buraya getiren bir koku leblebi kokusu,  bu şehirde her köşe başında bu hisse kapılmanız mümkün elinizde sarı bir paket ile gezinirken buluverirsiniz kendinizi . Gözümden kaçanları, ertelediklerimi sunuyor bana  bu şehir.

İnsanlardan çok ışıkların parladığı bir cadde burası vitrinlerin camlarına çarpıp çoğalan ışıklar,  kaldırımdaki çizikler bile parıldıyor benim aksime.. gözüme çarpan her ışık benim çehremi bile aydınlatmıyor bu aksam.  

Zaman dar,   kalp mahsun,  sesim hüzünlü…  Gönlüm ne gitmek istiyor ne de kalmak.  Ne başlamak ne de bitirmek?

Ne gölge ne de güneş,  söylesene bu huzursuz halim kime metruk böyle.  Benliğimle  baş başa kalmanın acısını hissetim yine… Kaybettiklerine mi acıyor içim  yoksa kazandıklarıma mı?

Niye bu telaş peki her akşam her sabah nereye akıyor bu insan seli. Anlamadıkları ya da anlayamadıkları ve anlaşılmadıkları evliliklerine mi? ev dediğimiz yer mutluluğun değil alışkanlığın adresi seni yaralayıp sonra da sarmak için nöbet bekleyen revir misali.  Sonsuz inançla sonsuz bağlılık…

Kalabalık büyüdükçe sorunlarımda büyüyor onlarla  herkesin adımlarının hızlandırdığı bu sokaklar aslında bomboş bir telaş yuvası. Baksana ışıkların bile parlatamadığı diğer yüzleri görüyorum artık bana benzeyen. Belki de kalabalık dediğimiz şey hepimizin kendi sessizliğini sakladığı büyük bir oyun perdesi. Koşuşturan bedenlerin ardından anlaşılmamış bir ruhun söylenmemiş cümleleri yarım kalmış sevinçleri gizli. 

Kokular, ışıklar sesler arasında dolaşırken fark ettim ki her şey konuşuyor herkes kendince anlatıyor kendini dinleyeni anlayanı olmasa da ve insan en çok da kendi kendine konuşuyor herkes kendi yalnızlığının en acı olduğuna inandırmanın peşinde gördüğüm yüzlerde kendimden bir parça görüyorum sanki kalabalık, bu kalabalık sıkıntı veriyor bana açılın nefes alamıyorum içim zaten  sizden daha karışık.

Bir köşe başı bulup tam köşeye bırakıyorum kendimi! Bu aksam da feryadımı duyan olmadığı için bedenim isyanda kendimi kimsenin bakışının bile değmediği bir yer arıyorum, bir yüz daha görsem bayılacak gibiyim. Birbirine karışan kokuların iğrenç hali yapıştı üstüme bakışlarından tiksindiğim yüzlere dönüştü herkes.

Çıkmalıyım biraz daha yukarı nefes almaya ihtiyacım var…

.

Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER