Geliştirilen bir fikrin kabul görmesi için, arka planı, teoloji ile doldurmak, ortaçağdan beri kabul edilen bir gelenek haline gelmiştir. Max Weber’de, kapitalizmin arkasına Protestan kültürü ve inancı koymuştur. Böylece kapitalizmi meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Öncelikle, kapitalizmin temel özelliklerini açıklamış ve akılcılık ilkesinden yola çıkarak, ideal iktisadi yapının kapitalizm olacağını iddia etmiştir.
Weber’in felsefesindeki en önemli konu, kapitalizm ile beraber gelen yüksek çalışma temposunun, Hıristiyan mezheplerinin çalışma fikriyle doğrudan bağlantısıdır.
Kendi emeği ile yaşamını sürdürme şeklinde ilerleyen çalışma fikri, Protestanlık mezhebi ile farklı bir noktaya gelmiştir.
Kişi, içerisinde bulunduğu mesleğin, Tanrı tarafından nasip edildiğine, bunun kaderi olduğuna inanmalıdır. Daha sonrasında yapması gereken şey Tanrı’yı, işini iyi yaptığına razı edip (!) onu memnun etmek adına, bulunduğu işte, meslekte en iyi olmaya çabalamaktır. Artık çalışma ilahi bir çağrının ardına düşen insanlar için, Tanrı’yı mutlu etmenin yolu olmuştur.
Düşük ücretlide olsa Tanrı’nın ona nasip ettiği kadere razı olarak çalışmaya devam etmesi ve bu çalışmayı bir ibadeti gerçekleştiriyormuş gibi yapmalıdır, Weber’e göre.
Bu geçişin en önemli aşamalarından birisi, Ortaçağ çileciliğinin şekil değiştirerek hala dinsel bir mahiyette olmasına karşın, form değiştirmesiyle mümkün olmuştur. Önceleri halvete çekilmek, dini yaşamak için yapılması gerekli bir dini eylemken, sonraları bu fikrin yerini, kiliseye çekilmektense iş hayatında, mesleğini yerine getirirken dikkatli, düzgün bir şekilde gerçekleştirmek daha uygun görülmüştür. Bir bakıma burada Tanrı’nın buyruklarını sosyal alanda da hakim kılma arzusu vardır.
Çalışmak, Tanrının seni cennetine kabul etmesinin şartıdır demektedir Weber kısaca. İşte bu anlayış, belli bir mezhebin görüşüyken, şimdi tüm dünyaya yayılmıştır. İnsanların çalışma hayatındaki mutsuzluğun sebebi, Protestan kültürün her kültüre uygun olmaması olabilir mi?
Max Weber’in savunduğu Protestan Ahlak görüşü, yeni nesil ile artık yok olmaya mı başlıyor?
Bakmayın Max Weber’in bir şeyi bulmuş gibi davranıp, kitap yazdığına. Bu fikir aslında kendisine bile ait değildir.
Peki, işini iyi yapmak seni cennete götürür diyen kişi Weber değilse, kimdir?
Hepimizin Platon olarak bildiği Aristokles’in “Devlet” kitabında, Adalet sorusuna verdiği cevaptır, Weber’in koca kitapta anlattığı. Bakın Platon (Aristokles) ne diyor kitabında, Adalet ideasını tanımlarken;
Adalet, herkesin işini doğru yapması ile sağlanır. Herkesin işini iyi yaptığı kent (devlet), adil olur
Pek yavan geldi değil mi okuyunca? Platon, burada Atinalıların evrenle ilgili teorilerini, iş-adalet-etik yapısına uydurmaya çalışmıştır. Gelin beraber inceleyelim;
· Her kişinin ve her şeyin belirlenmiş bir yeri ve belirlenmiş bir işlevi vardır. Eğer o işlev yerine getirilmezse, tüm sistem bozulur
· Bu sistem, Zeus’un buyruğuna bağlı değildir. Zeus’ta, başkalarını yöneten yasaların aynısına tabidir. O da bu yasaları değiştirir ya da uymazsa, kaos ortaya çıkar
· Bu denge, sistem, uyum, kader ve zorunluluktur. Bunu değiştirmek, ideaların da değişmesi anlamına gelir ki o zaman tüm yaşam kaosa sürüklenir
· Gök cisimleri, bu uyuma, sisteme uymak zorundadır. Aksi halde yaşam son bulur.
· Kısaca, gök cisimleri de Atina’nın Tanrıları da ve ona tabi olan Atina’nın insanları da onlara verilen işlevleri, sorumlulukları aynen yerine getirmelidir
Acaba Platon, Tanrıları ve diğer öğeleri kullanarak, toplumsal değişimin olmamasını mı savunuyor? Platon’un da Max Weber’in de bahsettiği şey aslında bir kast sistemi mi? Yani sana verilen bir görev var, kapa gözünü ve yap, sonra ödüllendirileceksin yani öldüğünde mi demek istiyorlar?
- E yaşarken ödül nerede?
- Ama senin kaderin bu. Sen bu kaderi yaşamalısın kardeşim. Yoksa yapı çöker.
- Hangi yapı?
Platon, Atina’nın aristokrat sınıfındaydı. Max Weber’de politikacı bir babanın oğluydu. Kısaca ikisi de toplumun “bize hizmet edecek ve bu hizmetten de keyif alacak adamlar lazım” düsturundaki bir sınıfta büyüdüler. Toplumu çıkarlarına göre şekillendirmek ve emeği sömürmek için, Platon’da, Weber de teolojiyi kullanmıştır.
Aslında bu değişmezliği ve sabitliği savunan bir filozof daha var, Parmenides. Ne diyor kendisi; Hiçbir şey değişmez…
Parmenides’e, Platon’a ve Max Weber’e, sevdiğim bir filozofun aforizması ile cevap vereceğim;
Her şey bir akış halindedir ve bu akış karşıtların yer değiştirmesi ile ilerler (Efes’li Herakleitos)
Değişimden ve ilerlemeden korkmayın…



YORUMLAR