Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ESRA KAPILI

HER İNSAN BİR GÖREVLE YARATILMIŞTIR

Bu sabah uyandığımda telefonumdan yazılar okurken şu Kızılderili atasözü ile karşılaştım: “Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır.” Bu sözü okuduktan sonra zihnimden şu düşünceler geçti: Aslında varoluşumuzun tesadüfi olmadığını, her birimizin eşsiz bir potansiyel ve bu potansiyeli gerçekleştirmekle görevli olduğunu hatırlatıyor. Hayatın karmaşası içinde kaybolan kişiler için bir pusula, kendisini bulmak isteyenler içinse bir uyanış çağrısı değil mi?

Yaşam, çoğu zaman yanıtlarını bilmediğimiz büyük bir bilmece gibidir. Neden buradayız? Bu dünyaya geliş amacımız ne? Çoğumuz, bu soruların gölgesinde yürürken, tesadüflerin bizi sürüklediği birer kum tanesi gibi hissederiz. Oysa bu bilgece sözler, bu hissin tam tersini ifade etmeye çalışır.

Her birimiz, kendi içimizde saklı birer tohum taşırız. Bu tohum, bizi biz yapan yeteneklerin, tutkuların ve benzersiz özelliklerin bir toplamıdır. Ancak çoğu zaman, bu tohumun filizlenmesine izin vermek yerine, onu toplumun beklentileri, kendi korkularımız ve başkalarının bize biçtiği rollerin baskısı altında saklarız. Oysa bir ağacın, doğaya sunduğu gölge ve meyve gibi, her insan da dünyaya bir armağan sunmak için yaratılmıştır. Bu armağan, kariyerimizden, sahip olduğumuz statüden ya da finansal başarımızdan çok daha derin bir anlam taşır. Belki de kalbimizin en derinine dokunan, bizi gerçekten canlandıran ve hayatımıza anlam katan o özel çağrıdır.

Bu çağrıyı duymak için, öncelikle dışarıdan gelen tüm gürültüyü susturmamız gerekir. Kendi içine dönmek, en zayıf ve en güçlü yönlerini kabul etmekle başlar. Kendi değerlerimizi sorgulamalı, bizi neyin harekete geçirdiğini anlamalı ve kendimize şu soruyu cesurca sormalıyız: “Ben neye hizmet etmek için buradayım?” Bu güçlü soru, belki de hayatımızın en radikal dönüşümünü başlatacak olan kapının anahtarıdır. Ben, “Bahanelere Sığınmak Yok” derken, aslında bu kapıyı açmaktan kaçmanın, kendimizden ve gerçek potansiyelimizden uzaklaşmanın bir yolu olduğunu vurguluyorum.

Her insanın bir görevi olduğunu kanıtlayan, tarih boyunca iz bırakmış sayısız örnek vardır. Onlardan biri de, kendi varoluş amacını milletinin kaderiyle birleştiren Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun hayatı, bir görevin nasıl sadece kişisel bir amaç değil, aynı zamanda kolektif bir uyanışa hizmet edebileceğinin en çarpıcı örneğidir. Mustafa Kemal Atatürk, yıkılmakta olan bir imparatorluğun enkazından modern bir ulus yaratma görevini üstlendi. Bu görev, sadece onun askerî dehasıyla değil, aynı zamanda sahip olduğu vizyon, kararlılık ve insanlara olan inancıyla şekillendi.

Atatürk, görevinin bilincinde olarak, sadece bugünü değil, yarınları da düşünen bir liderdi. Eğitim, bilim ve sanat alanındaki devrimleri, toplumun her bireyini potansiyelini gerçekleştirmesi için cesaretlendirme görevine hizmet ediyordu. Tıpkı bir bitkinin bir hastalığı iyileştirmesi gibi, o da kendi görevini yerine getirerek, milleti için umutsuzluğa düşmüş bir dönemi aydınlattı. Mustafa Kemal Atatürk’ün hikayesi, kişisel bir görevin, nasıl bir ulusun kaderini değiştirebilecek bir güce dönüşebileceğini gösterir. Ve bize şunu da anlatmaya çalışmaktadır: Senin görevin, ne kadar küçük görünürse görünsün, büyük bir etki yaratma potansiyeli taşır. Önemli olan, o potansiyeli görmek ve harekete geçmektir.

Peki, sen bu görevini nasıl bulup yaşayacaksın? Hayatını bir laboratuvar olarak görmeye başla. Kendini farklı alanlarda dene, yeni insanlarla tanış, yeni bilgiler edin. İçinde kıpırdayan o merakı dinle. Ne zaman, neyi yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun? İşte orası, görevine giden yolun başlangıcı olabilir. Tıpkı Benjamin Franklin’in hayatını disiplinli bir şekilde düzene koyduğu gibi, sen de kendi iç disiplinini oluşturarak, adım adım görevinin izini sürebilirsin.

Bir görevi yaşamak demek, zorluklarla karşılaşmayacağın anlamına gelmez. Tam tersi, en büyük zorluklar, görevinin seni daha da güçlendirmesi için vardır. Önemli olan, bu zorluklar karşısında pes etmemek, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm imkânsızlıklara rağmen inancını yitirmemesi gibi. O zaman hayatın sadece bir dizi tesadüften ibaret olmadığını, her bir adımının bir amaca hizmet ettiğini göreceksin.

Bu dünyadaki varlığın bir hata değil, bir gerekliliktir. Sen, kendine özgü bir potansiyelle, dünyaya katmak için eşsiz bir değerle geldin. Görevin, o değeri bulmak, onu işlemek ve bu dünyaya sunmaktır. Kimsenin görevini küçümsemeyin, çünkü en küçük katkı bile, kelebek etkisi yaratarak tüm dünyayı değiştirebilir. Belki birilerine ilham olmak, belki bir sorunu çözmek, belki birine yardım eli uzatmak, belki bir kitap yazarak binlerce insana ulaşmak, belki de sadece birine gülümsemek… Önemli olan, görevinizi bulmak ve onu cesurca yaşamaktır.

Bu yüzden ne olursa olsun, o görevi bul ve yaşa. O zaman hem sen hem de dünya, olması gerektiği gibi bir uyum içinde olacaktır. Hayatın sadece bir seyirci olmakla geçmek için fazla değerli olduğunu hatırla ve kendi eşsiz hikayeni yazmaya başla.

Her birimiz bu dünyada birer puzzle parçasıyız. Yerini bulduğunda, bütün tamamlanır.

Esra Kapılı

Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER