MUTLULUK! (İçsel Huzur)
Bir gün bilgeye sormuşlar; “Her gün mutluluk mümkün müdür?”
Bilge bu soruya, soruyla cevap vermiş; “Mutluluk derken neyi kast ediyorsunuz?”
Ortamdakiler; bu basit ama cevabı zor olan soru karşısında düşünmeye başlamış ve bir süre derin bir sessizlik oluşmuş. Kendilerine, “onları en çok neyin mutlu edeceğini” sorup,kendi içlerinde cevap aramaya başlamışlar. Acaba mutlulukları için isteyecekleri, menfaati en yüksek olan dilekleri ne olmalıydı? Nelerden vazgeçip, neleri daha çok istemek mutluluk getirebilirdi?
Bir süre sonra ortamdaki sessizlik, cevaplarına karar verenlerden yükselen seslerle bölünmeye başlamış:
“Çok param olsa çok mutlu olurdum.” “Evimi alsam…, Araba alsam…, Sağlığıma kavuşsam…, Evlensem…, Çocuğum olsa…, Güzel bir işe girsem…” vb. gibi dilekler tekrarlanmış durmuş bir süre.
Tekrar sessizlik olunca bilge sormuş: Her birinizin farklı dilekleri ve arzu ettikleri var. Farz edelim ki bunlar hiç olmadı, bu durumda hiç mutlu olamayacağınıza mı inanıyorsunuz?
Bir genç cevap vermiş: “Küçük mutluluklarımız var ya, onlarla idare ederiz.”
Bilge tekrar sormuş: “Diyelim ki istedikleriniz oldu, bu durumda hep mutlu kalacağınıza inanıyor musunuz? Bu dile getirdiğiniz hayalleriniz var ya, sizin gerçekten kavuşmak istediğiniz hayalleriniz mi? Yoksa zihinlerinizi ele geçirenler tarafından mahkûm edildiğiniz o daracık alanlardaki pazarların birer ürünleri mi?
Tekrar bir sessizlik olmuş ve bilge devam etmiş: “O zaman size birkaç soru sorayım.”
Sofralarınızda neler yiyorsunuz? Yoksa siz de bütün medya araçlarıyla size ulaşan reklamlardaki ürünleri mi tercih ediyorsunuz? Paketli, katkı maddeli, pestisit bulunan, modern tarım adı altında ata tohumlarının yerini alan ve sizi tek bir pazara yönlendiren ürünleri mi tüketiyorsunuz?
Eğitiminiz nasıl mesela? Öğrenmeyi ve bilgiyi mi öğreniyorsunuz, yoksa iyi bir ezberci olmayı mı? Ya da bilgiye ulaşımın bu kadar kolay olduğu bir çağda, o bilgiye ulaşmak için yeterli çabayı harcıyor ve kendinizi geliştiriyor musunuz? Yoksa; sorgulamayan, bilgiyi işlemeyi bilmeyen, yaratıcı olmayan, yeni fikirler üretemeyen sözde “uyumlu” nesiller mi yaratıyorsunuz?
Zamanınızı en çok nerde harcıyorsunuz? Bunun kontrolü sizde mi? Yoksa siz de sinema, tiyatro, kitap okuma gibi derin düşünmeye sevk eden araçları zahmetli bularak, Medya, TV ve Telefon uygulamalarındaki içeriklerin sizi tembelliğe, düşük hazza ve rahatlık tuzağına düşürmesine izin veriyor, eğlence adı altındaki niteliksiz, özensiz içerikleri tüketerek, kendi yaşamınızdan ve çevrenizden kopuk bir yaşama mahkûm mu oluyorsunuz?
Peki, kimliğinizi biliyor musunuz? Kendinizi ait hissettiğinizve oradan güven içinde beslendiğiniz ortak bir şuurunuz var mı? Geçmişinize ve kültür miraslarınıza, tarihsel hafızanıza ne kadar hakimsiniz? Aidiyetin ve kültür birikiminin verdiği üretme ve sosyal yaşam çabasındaki güven duygusunu tanıyor musunuz? Yoksa, Geçmişiyle ve kültürel miraslarıyla bağları kopmuş, kimliksiz, hayat gayesi bile başkaları tarafından yönetilen, özgürlüğü elinden alınmış bir nesil misiniz?
Sağlığınız nasıl? Sağlık sisteminiz hastalıkları tedavi etmek için mi, hastaları hastanelere daha çok getirmek için mi çalışıyor? İlaç sektörü mü daha çok üretim yapıp mesai harcıyor, hastalıkları ortadan kaldırmak için çalışan laboratuvarlar mı? hangisinin bütçesi daha büyük?
Ata tohumlarının işlendiği sağlıklı ve verimli topraklarda, zengin vitamin ve minerallerle yetişmiş gıda malzemeleri her geçen gün neden azalıyor? Doğayı ve doğanın sunduğu nimetleri, yeşili, oksijeni, ruhsal dinlenmenin terapi etkisini, hayvanları, bitkileri ve bütün bunlarla birlikte, toplumsal yaşam dinamiklerimizin doğayla uyumlu bir şekilde korunmasını sağlayabiliyor muyuz?
Sanatı ne için yapıyoruz? Düşünsel derinliğin yansıması olan sanat, yüzeysel bir eğlence aracına nasıl dönüştü?
Hayallerinizi kendiniz kontrol edin, onları siz kendi kurduğunuz pazarlarda pazarlayın ve yine aynı pazardakilere satış yaparak onlardan alışveriş yapın. O zaman insan, kendidoğası gereği aidiyet hissetmek istediği bir ortamın içindebulunarak kendini inşa edecek ve içsel huzuruna kavuşacaktır. Bütün bunlar içsel huzuru, içsel huzur da doyumsuz ve hak edilmiş mutluluğun eşsiz hazzını getirecektir.
Kalın sağlıcakla.”



YORUMLAR