Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ALİ CAN

AHMET DAĞ DER Kİ

   “Eğitim-öğretim süreçleri; nazardan, temaşadan tefekkürden uzaklaşarak insan sermayesi üreten bir fabrikaya dönüşmüştür. Asıl maksadı olan insanı insan kılmak amacından kopararak onu çalışacak makine olarak gören bir habitus meydana getirmiştir.”

    İşte bu satırlar Ahmet Dağ’ın Dijital Uçurum kitabında sayfa 17’den bize seslenmiş. Durup uzun uzun yazılanlar üzerine düşündüm. Öyle ya kitaplar salt okuma eyleminden öte bizden düşünmemizi istiyor. Yoksa kitap okumanın da faydası pek daralıyor. Ne nasıl olmuş ne gibi sonuçlar vermiş diye de kafa yordum. Manzara pek hoş değil. Üzerine düşünüp yeni bir yol haritası çizmek gerekiyor.

   O zaman Ahmet Dağ’ın söylediklerine dayanarak şöyle başlayabiliriz. Temaşa ve tefekkürden uzaklaşan çocuklara neyi vaat ettik, ne istedik? Bu sorulara şöyle cevap verebiliriz: İyi bir kariyer ve çok para. Çocuk eğitim hayatına atıldığı günden itibaren her şeyiyle donatılmış ve hata yapmadan ilerleyen sonunda ise herkesin gıpta edeceği ve çok para kazanacağı bir meslek ve gelecek hayal ediyor. Oysa gerçek öyle değil. Çocuğun benlik ve beden gelişimi, istek ve arzuları, hayalleri vb. hepsi bir kenara konulup o çok para kazanma sihrine yönlendiriliyor. Başarısız olduğunda ise direkt suçlanıyor. “Biz sana bu kadar imkân verdik, sen ise başaramadın.” denilerek tukaka ediliyor. Tefekkür ve temaşa ise hedefin hayalin ve sürecin hiçbir yerinde yok. Oysaki insan karşılaştığı her meseleye karşı ancak düşünme eylemi ile anlayabilir, kavrayabilir. Bizim asli görevlerimiz var. Kişilik geliştirmek, değerleri benimsemiş olmak, insanı ve doğayı tanımak, inanç ve milli değerler noktasında tamamlanmış olmak. Ne yazık ki bunca şey çok para kazanmak hedefine feda ediliyor. Sürecin sonucunda ruhsuz, benliği inşa edilmemiş, salt maddi bakan birey ortaya çıkıyor.

   Bir başka noktaya değinelim. İnsan sermayesi üreten fabrikaya dönüşmüştür. Çok para kazanmakla da ilişkilendirebiliriz. Birey kazandığı paranın artık tadını çıkarmak istemektedir. Böylece kendisine sunulan her şeye sahip olma arzusunda olur. Parayı sorumsuzca harcamaya başlar. Sermaye ise bundan pek memnundur. O daha çok üretmeyi hedefler. Daha çok satış- daha çok üretim- daha çok satış döngüsü hızlanarak devam eder. Vardiya neredeyse üçe çıkmıştır. Günler, aylar, yıllar yetmemektedir. Özne her daim insanoğludur. Çünkü fabrikada üreten de ürünü tüketen de insandır. Sermaye gün geçtikçe büyürken insan tükenip gitmektedir.

   Vardığımız noktada bencilleşmiş bir insan tablosu görürüz. Sürekli ben arzusunu tatmin etmek isteyen insan bir süre sonra çevresine duyarsızlaşır. İnsanın toplumdan kopuşunu işaret eden bu durum maalesef bütünlüklü toplum olmanın önünde engeldir. Nihayetinde ise milletin parçalanmasına sebep olur.

   Makineleşen birey, tüketmeye devam edeceği için israf, doğaya verilen zarar vb. kavramları ters yüz eder. Bir süre sonra doğa, diğer canlılar ve insana karşıyı saygıyı azaltır.

   Peki, bunca sorun karşısında ne yapmak lazım? Öncelikle eğitim-öğretimin kodlarını değiştirmek gerekir. Bu sorumluluk aileden kamuya yani herkese düşmektedir. Çocuğa verilecek ilk hedef insani değerlerle harmanlanmış bir hayat kurgusudur. Ardından çocuk büyüdükçe milli ve dini bilinç anlayışıyla yetişmelidir.

    Hayatın maddi ve manevi yüzünün olduğunu maddi menfaatler için asla manevi iklimi geri plana atmaması gerektiği öğretilmelidir. Yoksa içinde bulunduğumuz çağdaki 3. sayfa haberlerine bakıp bakıp daha çok dert yanarız.

Eser: Ahmet DAĞ, Dijital Uçurum (Algoritmaların Kıyısında Gençlik), Hayy Kitap, İstanbul, 2025

Yazar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER