Tarih büyük düşünce adamlarını not etmiştir. Onların bize bıraktığı miras ise altın değerinde kıymetlidir. Büyük düşünce adamları yol gösterir, öğretir, aktarır, kısacası bir millete ve ona bağlı fertlere ışık olur.
Cengiz Aytmatov da bu isimlerden biridir. Türk dünyasının kıymetli ismi yazdığı büyük eserlerle yalnız kendi coğrafyasında değer görmekle kalmamış, dünya edebiyatına mâl olmuştur. Toprak Ana, Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel gibi eserleri dünyanın her köşesinde okunmaktadır.
Bizler de sayılan eserleri bilmekteyiz. Okumaktayız ve kendimize yol gösterici kabul etmekteyiz. Benim dikkatimi çok bilinen eserlerden uzak kalmış belki de edebiyatla ilgilenen birçok kişinin bile bilmediği bir kitabı dikkatimi çekti. “Şafak Sancısı” Kazakistan edebiyatının kıymetli ismi Muhtar Şahanov’la söyleşisinin kaleme alındığı bu kitap rafların arkasında saklanmış, okuyucusunu bekliyor. Cengiz Aytmatov’un edebi kimliğini düşünce ögeleriyle süslediği kitabı beni derin düşüncelere sevk etti. Gerek yazarın kendi düşünceleri gerek Muhtar Şahanov’un fikirleri bunlardan ayrı olarak başka Kırgız ve Kazak sanatçıların fikirleri gerçek manada insanı sarsıyor. Yaşadığımız çağın kötülüklerle dolu akışında bize vaat edilen milli benlik ve manevi bir yaşam düzenidir. Bu yapabilirsek bu coğrafyada ayakta kalacağız.
Lafı daha da uzatmadan alıntılarla kitaptaki güzel fikirleri somutlaştırayım.
Tarihi hafızayı hafife almak mankurtluğun alametidir. Yani geçmişini unutursan ölmüşlerin hakkına girersin. Sadece bugününle yaşarsan gelecek neslin bedduasını alırsın. (sf. 56)
Aytmatov bir kişide bulunması gereken asgari milli bilinci enfes sözlerle özetlemiş. Kişi miras aldığı toprağa ve medeniyete sahip çıkma adına mirasın kendisine nasıl ulaştığını bilmek zorundadır. Aynı zamanda bu emaneti de en iyi şekilde geleceğe aktarmak zorundadır. Şayet olur da gaflet gösterirse Aytmatov’un dediği gibi mankurtlaşmıştır.
Doğduğun yeri sevmek, oraya bağlanıp kalmak demek değildir. “Suyum başımda, mezarım yanımda.” deyip oturduğumuz yerden başkasını görmezsek gericilik yapmış oluruz. (sf. 59)
Dünya artık küçük bir köy derler. Yaşadığımız çağda dünyanın her bir köşesinden haberdar olmak pek mümkün oldu. Aytmatov da böylesine küçülen dünyada insanın çeşitli din, dil, ırk, örf, adet ve coğrafyaları tanıması gerektiğini düşünüyor. Kişi önce kendini bilmeli sonra da başkasını bilmeli. Yoksa eksik kalır. Olan biten gelişmelerden uzak kaldığımızda yaşadığımız çağı kaçırmakla kalmayız. Geleceği de kaybederiz.
Ruh zenginliği, akıl ve feraset üstünlüğünün de moda olacağı günler doğacak mı? (sf. 120)
C. Aytmatov yaşadığımız çağda insanın malayani işlerle uğraşmasından dolayı pek dertli. Ona hak vermemek elde değil. Eğlencenin ve hazzın cenderesine kapılmış insan hayatın gerçeklerinden hızlıca uzaklaşıyor. Yozlaşma tüm hızıyla milletlerin benliğine sirayet etmiş durumda. Maalesef akıl ve gönül insanların karar verme, beğeni ve idealize ettiği noktalarda karar verici değil. Tez zamanda akıl ve ferasetin hâkim olduğu dünya görmek ümidiyle.
Demokrasi dediğimiz, Batı’nın ucuz sanatını, bizim genel yapımıza, inançlarımıza aykırı ahlaksızlıkları veya bazı İslam ülkelerinin dini fundamentalizmini körü körüne kabullenmek değildir. ( sf. 162)
Modern dönem başat devletleri dünyaya bir yandan demokrasi vaat ederken bir yandan da kan vaat ediyor. Bu durum Cengiz Aytmatov’un gözünden kaçmamış. Bir milletin karakteri biriciktir. Başka hiçbir millet ona benzemez. Bu sebeple Türk devletleri kendine en uygun olan yönetim biçimlerini seçer ve ona göre devleti kurgular. Başkasından direkt alıntı modellerin ülkeye zararı olacağı aşikardır.
“20. yüzyıl insanlığı iki büyük dünya savaşına ve çeşitli kanlı facialara, nükleer felaket ve zelzelelere, uzaya çıkmaya, bilimsel ve teknik gelişmelere tanıklık etmekle kalmadı. Bunun yanında nice bin yıllar süresinde insanlığın eleyip elde ettiği manevi değerlerin, en önemlisi ahlaki güzelliklerin altüst olmasına, hayatı ayakta tutan yüce sevgi duygusunun basitleşmesine, edebe aykırı davranışların gölgesinde bu kutsallığın değer kaybetmesine yol açtı. Kanaatimce bu, nükleer savaştan sonra en büyük tehlikedir. (sf. 333)
Transhümanizm çağı -birilerinin deyimiyle- geldi çattı. İnsan, bilinen varlığının ötesinde hayal edilip tasarlanıyor. Tabi ki bu gelişmeler bir günde meydana gelmedi. Geçmişten bugüne taşlar en güzel şekilde döşeniyor. İnsan mana anlamlı bir varlıktan madde anlamlı bir varlığa evrildi. Erdemler değil nefsine uygun gelen şeyler onun için öncelik oldu. Bu da ne yazık ki insan değerini artık ayaklar altına almış durumdadır. Bir toplumun manevi yıkımının boyutlarını ve bunun düzelme sürecini tahmin etmek çok zor. Büyük usta bu konuya çok dikkatli şekilde parmak basıyor ve meydana gelen yozlaşmayı bizim için nükleer savaşla eş bir tehlike olarak görüyor.
Bu fikirlerin kat be kat fazlası kitapta mevcut. Ben sadece beş tanesine yer ayırabildiğim. İnsanlığın yeni bir çağın başlangıcında olduğu şu dönemde insan kalabilmek adına ayrıca milli ve manevi değerleri anlamak adına Aytmatov’dan kesinlikle uzak kalmamak gerekir. Bize de onu anlamak düşer.



Çok güzel bir tespit.Bazen tanıdığımız yazarların gölgede kalmış eserlerini aydınlatma görevi gören haika bir yazı olmuş.Ali Can hocam ellerinize sağlık.
Teşekkür ederim efendim
Çok güzel bir tespit.Bazen tanıdığımız yazarların gölgede kalmış eserlerini aydınlatma görevi gören haika bir yazı olmuş.Ali Can hocam ellerinize sağlık.
Vatan millet sevdalısı Sayın Ali Can hocam emeğine kalemine sağlık.
Var olun….