Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
maozturk

YOLLAR SENİ GİDE GİDE USANDIM


Etrafı dağlarla çevrili yer yer ormanlık kısmen bozkır bitkileriyle kaplanmış sıradan bir köydü. Güneş henüz doğmamış ama tan yeri ağarmaya başlamıştı. Bu soğuk kış gününde ağaçlarda oluşan kırçılar rüzgarın etkisiyle bir birine çarparken çıkan hışırtılar dışında bir ses yoktu.

Yün döşeğinde kıvrılmış uyurken baş ucundaki sobanın yanında mırıldanarak yatan kedi kapının açılma sesiyle kıpırdadı. Bir yandan uyanmaya çalışan ön bacaklarını öne doğru uzatarak gerinen bu sarman sallanarak onun yatağının üstüne sakin ama planlı bir spiral çizerek yattı ve mırıldanmaya başladı.

İçeri giren evin annesi sessizce elinde taşıdığı odunları sobanın arkasındaki ocaklığa bıraktı. Ne kadar dikkatli davransa da sobanın kapağını açarken çıkan sese engel olamadı. Göz ucuyla yatakta yatan oğlunun sobanın kapağının açılma sesiyle uyanmadığını görünce soba yakma işine geri döndü. Yere bıraktığı odunları sessizce, muntazam bir şekilde yerleştirdikten sonra yanında getirdiği çakmakla çırayı ateşleyerek kuru odunların arasına yerleştirdi. Üzerine de bir kaç tane kozalak atıp odadan ayrıldı.


Uyanmasın diye özen gösterdiği oğlu çoktan uyanmıştı sadece gözleri kapalıydı. Daha ilkokul yıllarının soğuk kırağıya çalan sabahlarının yaşanırken alıştığı bu sabah ritüeline bayılıyordu. Güne çam reçineli çıra kokusuyla uyanılır onu takip eden sobanın tutuşmasıyla çıtırdayan ardıç ve
odasının dışarıya açılan küçük ahşap demir parmaklıklı penceresine konan serçe sesleri eşlik ederdi. Bir de sabaha karşı bir kuzu doğduysa dedesi onu ihmal etmez donmasın diye bir kaç saat eve alır selenin içine çıkılardı. Tabi yeni doğmuş kuzu sobanın ateşi onu ısıtınca başlardı melemeye…

Bu seslerin üzerine sobanın üzerinde kaynayan çaydanlıkla ritim tamamlanırdı. Kim böyle bir ahengi bırakır da giderdi… Türküleri sevmem bundandır. Eski ahşap bir köprü iki yamacı bağlarken, etrafı ilkbaharda yeşillik ve çiçeklerle dolu taş döşeme yolun bu kuru tıkırtısı çitlerle çevrili bir kulübenin yanında uzun ve geniş gövdeli dut ağacının dibinde fermuarı yırtılmış iple tutturulmuş eski bir valiz elindeydi. Uzun yıllardır kullanıldığı belli olan valizin sapı iyice yıpranmış olmasına rağmen hala içindeki ağırlığı taşıyabiliyordu. İçi tıka basa doldurulmuş bu valiz ne kadar titiz ve dikkatli yerleştirsen de içinden çıkınca gömlek ve pantolonların ütüsü bozulmuş buruş buruş çıkardı.

Yirmi yıldır bu yolu gidip gelip duruyordu. Kıvrıla kıvrıla çam ormanları arasında bu yolda giderken otobüs camının buğulu penceresi bir filmden başkasına geçen geçen bozuk stereo televizyon gibiydi. Onu en derinden etkileyen ilk ayrılma kısmıydı. Ama nasıl olur da iki dünyaya da uyum
sağlayabildiğine inanamıyordu. Kulağında bir türkü ‘ Yollar seni gide gide usandım.’

Kitabını tekrar eline aldı ve okumaya devam etti… Bazen yaşadığımız üzüntülerin günün birinde biteceğini düşündüğümüz için yada aynı acıyı
yaşadıkça katılaşan kalbimizin artık tepki vermediğini tecrübe edince onu geriye atıp yaşamaya, gülmeye, mutlu olmaya güç bulabiliriz. Böyle zamanlarda bile bilinç altımıza kodlanan bazı anılarımızdan geriye kalanlar ilk fırsatta zincirini koparmış bir it gibi bize saldırırlar…

Yazar

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER