SON DAKİKA

Tercüman
reklam
Mustafa Ali ÖZTÜRK

“KENDİ İÇİNE DALAN RUH UYUR”

“KENDİ İÇİNE DALAN RUH UYUR”
Bu haber 03 Mart 2019 - 21:36 'de eklendi ve 141 views kez görüntülendi.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan ‘Büyük Türkiye Rüyası’ adlı eserinde   “Kendi içine dalan ruh uyur.” der. Ruh kavramı “Dinlerin ve ruhçu felsefelerin insanın vücudunda bulunduğunu kabul ettikleri, yaşamın özü saydıkları, canlılığı sağlayan, maddesel olmayan varlık, ölümsüz sayılan töz, ilke.” olarak tanımlanır. Mecazi olarak ise; “Canlılık, duygu, can; en önemli nokta, öz” olarak kullanılır.

Mehmet Kaplan hocanın cümlesindeki uyku eylemi ruh kavramı kadar önemlidir. Çünkü uyku kelimesinin sözlük anlamı; “Dış uyaranlara karşı bilincin tümden ya da bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı doğal dinlenme durumu.” demektir. Mecaz anlam olarak ise; “Gerçeği görememe, aymazlık ve hareketsizlik, dinginlik, sessizlik içine girmek.” anlamlarını içerir. Hem gerçek hem de mecaz anlam olarak ruhla ilintili bir şekilde kullanılan uyku eylemi üzerinde bolca düşünülmesi gereken bir kavramdır.

Ruhun uyuması en amiyane tabirle ‘ölüm’ demektir. Uyuyan ruh hayatın akışı dışına çıkmış demektir. Birey olarak uyuyan ruhlar toplumu oluşturdukları için toplumun ruhu da uykuda demektir. Birey uyanık olmadıkça toplumlar da uyanık olamaz. Her topluluk birlerin birleşmesiyle oluşur. Birler ne ise toplamı da odur. Özellikle gerçeği görememe, aymazlık, hareketsizlik, dinginlik, ve sessizlik içine girme eğiliminde olan ruhlar millet kavramı için çok büyük bir tehdit addedilmelidir.

İnsan tek başına ve düzensiz bir şekilde yaşayamaz. Aileden başlayıp millete uzanan bir birliktelikler sarmalında bir düzen dairesinde yaşar. Bu birliktelikler içinde yaşamanın kendi içinde kural ve kaideleri vardır. Bu kural ve kaideleri oluşturan kural koyucuların başında ise ortak bir inanç ve davranış biçimi oluşturan toplumun ruhu gelir. Toplumsal ruhun serüveni uzundur. Bir millet oluşmaya başlamadan önce bu ruh tezahür eder ve milletin oluşmasına ön ayak olur. Milleti millet yapan ruhtur. Uyuyan ruhlar milletin sonu demektir.

Toplumsal ruhun hammaddesi vahdet yani birlik fikridir. Birlik yoksa ruh da doğma imkanı bulamaz. Ortak ruh yoksa millet de olamaz. Birlik beraberlik ihtiyacıyla ortaya çıkan millet ruhu uzun yaşantılar sonunda zuhur eder. Bu ruhun dağılması ise ortaya çıkmasına nispetle daha basit ve hızlı olabilir. Bu ruhu her daim diri tutmak için milleti oluşturan bireyler çabalamalıdır. Milletin ruhu dağılırsa insanlar dağılır. İnsanlar dağılırsa devlet darmadağın olur. O yüzden toplumsal ruhu iyi tahlil etmeli eksikleri varsa giderme yoluna gitmeli ve son tahlilde muasır medeniyetler seviyesine çıkarmalıyız.

Türk milli ruhu için tarihi birikimler yani kültür çok zengin bir kaynaktır. Ancak millet olarak bu zengin kaynağın belki de binde birini kullanabiliyoruz. Çünkü eskilerin ‘taasup’ adını verdikleri günümüzde ‘bağnazlık olarak’ ifade edilen bir toplumsal hastalığımız mevcut. Bu taassup hastalığının kaynağı belli olsa da taassuba kapılanların türü çeşitlidir. Bu bağnaz gruplar kendi düşüncelerine ve kendi menfaatlerine hizmet etmeyen her şeye karşı duruyorlar. Bu karşı duruş esnasında kutsallaştırıp insanların önüne koydukları setler var. Bunlar yıkılamıyor, yıkmaya çalışanı da en acı şekilde cezalandırıyorlar. Çünkü taassup sanıldığı gibi cahillik değil, hür düşünceye sahip olmayıştır, tek taraflı düşünmedir. Gerçeğin farklı boyutlarını görememektir.

Bağnazlığın kaynağı sadece din de değildir. Tamamen seküler yani din dışı birçok taassuplarımız da maalesef mevcut. Bu taassuplar ortak değerlerimizi yok ediyor hızla. Sadece kendi değerlerini önümüze koyuyor, karşı taassuplar da aynı şeyi yapınca gerginlik, çözülme ve kavga ortamı ortaya çıkıyor. Bu ortam ise ortak değerlerden uzaklaşmamıza neden oluyor. Ortak değerler yoksa millet de yok demektir. Herkes kendi dünya görüşünün, ideolojisinin, keyfi isteklerinin getirdiklerini ortak değer olarak sunmaya çabalıyor ve bu da kaos ortamına zemin hazırlıyor. İnsanlar ise kaotik ortamlardan kaçmaya çalışıyor. Bu kaçma çabası millet olma bilincini temelinden sarsıyor. Günümüzde toplumsal hayattan kopuk, sosyal medya denen aygıtın yönlendirdiği çoğu yalandan ibaret malumatla donanan insanların birbirleriyle sağlıklı iletişim kurmalarını engelliyor. Sanal olan doğruluğu tartışmalı bilgilerle birbirlerini tartıp ona göre değerlendiriyorlar ve bu minvalde hareket ediyorlar. Etkili bir iletişim kuramıyorlar. Toplumdan uzaklaşıp bireysel bir yaşam biçimine geçiyorlar, düşünmüyorlar, onlar yerine düşünen odaklar için hareket ediyorlar. Bu hareket tarzı da toplumu çoktan paramparça etmeye başladı. Tehlike büyük. Yani insanları sosyal medya aygıtının sebep olduğu taassuptan kurtarılmalıyız. Özellikle tirol olarak adlanan milyonlarca insanı peşinden sürükleyen internet ünlüleri konusunda insanlar bilinçlendirilmelidir. Okullarda sosyal medya kullanımı dersi mutlaka olmalıdır ve internette güvenilir araştırma yapma teknikleri işlenmelidir. Yoksa toplumsal ruh bireylerin duygusal çöküşleri ve çürümüşlükleri yüzünden felakete uğraması kaçınılmazdır.

Konuştuğu kadar yazan yazdığı kadar düşünen bir toplum inşa etmeliyiz son tahlilde. Düşünceyi salt akıl gücüyle geliştiremeyiz. Sağlıklı bir düşünce gelişimi için duygular da önemlidir. Yani ruh! Tek taraflı maddeci sadece akıl üzerine inşa edilmiş bir düşünce sistemi milletleri felakete sürükler. İnsanlarımız için ortak değerler üretirken duyguları da bilimsel veriler ile harmanlamalıyız. Duygu yoksa düşünce de sınırlıdır. Duygular önemlidir. İnsanların duygu ve hislerine eğilmeliyiz. Kim eğilmeli? Hepimiz eğilmeliyiz. Çünkü herkes kendi duygularının ve düşüncelerinin önemsenmediğinden şikayetçi. Bu da demek oluyor ki kimse karşısındakinin duygularına, hislerine önem vermiyor. Bu da bizi ayrıştırıyor, bireyselleştiriyor ve yoruyor. Yorulan kalpler toplumsal savaşı bırakıyor, bireyselleşiyor, uyku haline geçiyor. Uyku halindeki ruh ise bir hiçtir.

Türk milleti olarak ivedilikle sosyal birliğimizi yeniden tasarlayıp, toplumsal paylaşımı artırmalıyız. Milleti oluşturan tüm bireylerin duygu ve inançları göz önüne alınarak ‘sevgi’ ile yoğrulmuş düşünen, üreten, paylaşan muasır milleti, Türk milletini tekrar inşa etmeliyiz. Bunun için her türlü kaynak kadim kültürümüzde mevcuttur. Mesela peygamber efendimiz Hz. Muhammet “İlim Çin’de de olsa gidip alın.” diyerek bize yol göstermiştir.  Başarılı olabileceğimizin en büyük delili ise büyük liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünde gizlidir: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!” Hem dini olarak hem de milli olarak ilerlememizde hiçbir engel yoktur. Yeter ki taassuplarımızdan kurtulalım ve kendi içine dalan, sadece kendisi için yaşayan, birlik duygusundan ayrı düşmüş ruhları uyandıralım. Milletin ruhunu yaşatalım ki yaşayabilelim. Millet yoksa birey de yok. Hepimiz aynı gemideyiz ve biriz. Yok olup gitmemek için Türk kültürünün ve İslam dininin oluşturduğu ilkeler çerçevesinde millet kavramında birleşmeliyiz. Yoksa sonumuz felaket…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA